Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin

2012′de en çok hangi para değer kazanacak?

2012de-en-cok-hangi-para-deger-kazanacak

Enflasyonun geçen yıl çift haneli çıkmasının ardından Merkez Bankası, yüzde 5 olan 2012 hedefine odaklandı. Enflasyonun dış açık ve cari dengeden daha öncelikli olduğunu belirten Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, “Bu nedenle Türk Lirası’nın değer kazanmasına izin vereceğiz. 2012′de Amerikan Doları’nı yeneriz. TL, dünyada en çok değerlenen paralardan birisi olacak.” dedi.

Enflasyonun 2011′de hedefleri aşarak 10,45′e yükselmesinin ardından, Merkez Bankası bu konudaki gayretlerini yoğunlaştırdı. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, mevcut durumda enflasyonun dış açıklar ve cari dengeye göre daha öncelikli bir problem alanı olduğunu belirterek, bu nedenle Türk Lirası’nın değer kazanmasına izin vereceklerini söyledi. TL’nin zayıflaması için hiçbir engel olmadığını vurgulayan Başçı, TL’nin değerlenmesinin kendiliğinden olmaması halinde Merkez Bankası’nın gerektiğinde elindeki bütün araçları kullanacağını ve TL’nin bu yıl en çok  değer kazanan para birimlerinden biri olmasını sağlayacaklarını kaydetti.

Erdem Başçı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen ‘Para Politikaları’ konulu konferansta, parasal sıkılaştırmayla hem kredilerdeki artışı düzenleyebildiklerini hem de kur üzerindeki değer kaybı baskılarını bertaraf edip TL’ye değer kazandırma yönünde hareket edebildiklerini dile getirdi. Başçı şöyle konuştu: “Türk Lirası, Amerikan Doları’nı yenebilir mi? Anahtar soru bu. Güvenli liman, likit liman, tek rezerv para dünyada. Panik halinde bütün paralar değer kaybediyor Amerikan Doları’na karşı. Böyle bir paraya karşı şansı var mı? Biz diyoruz ki Türkiye’de var. Çünkü bizim araçlarımız dünyanın hiçbir yerinde olmayan araçlar, çok güçlü araçlar. Biz 2012 yılında Amerikan Doları’nı yeneriz Türk Lirası olarak. Bu çok iddialı bir laf, bunu bir kenara yazın. Senenin sonunda tekrar konuşalım. Şöyle bir problem, ihtimal var; gelecek senenin sonunda farklı bir problemi konuşuyor olabiliriz. TL aşırı değerleniyor, başkan yardım et. İhracatçılar olarak çok zor durumdayız, bir şeyler yap.” Başçı, dünyada çok bol miktarda kısa vadeli finansman imkânı bulunduğunu ve Türkiye’deki cari açıktaki büyümenin kredilerin ve dış finansmanın bol ve ucuz olmasından kaynaklandığını ifade etti. Başçı, “Bunu bilmeliyiz, yine o  yüzden TL’nin zayıflaması için bir sebep yok. 2012, Türk Lirası’nın dünyada en çok güçlenen, en çok değerlenen paralardan birisi olduğu bir yıl olacak. 2012 yılında Türk Lirası’na yatırım yapanlar hep kazanacak. Bu çok doğal şekilde, kendiliğinden olacak. Fakat bunun Türk kamuoyuna anlatılması, yanlış algının giderilmesi gerekiyor.” dedi.

Gelinen noktada cari açığa ilişkin aldıkları tedbirlerin etkili olduğuna dikkat çeken Başçı, cari açık konusunda Merkez Bankası’nın analiziyle yurtiçinde ve dışında yapılan analizler arasında fark olduğuna işaret etti. Paranın patronu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Biz Merkez Bankası olarak ‘Cari açık, bol ve ucuz finansmandan kaynaklanıyor. Para kıtlığından değil, paranın bol olmasından kaynaklanıyor’ diyoruz. Bu şekilde bir teşhis, farklı tedavi gerektirir. Diğer teşhis şu, Türk Lirası yıllarca bastırıldı, aşırı değerlendi. Sonucunda ithalat-ihracat arasındaki fiyat dengesine bakıldığında burada sağlıklı fiyat dengesi yoktur, dolayısıyla bu kendini düzeltecektir. Cari açık da bu yüzdendir. İkinci analiz türü çok yaygın ve hatalı. Bunun hatalı olduğunu bilmezsek teşhisimiz yanlış olur ve kaybederiz.” Başçı’ya göre, gelişmiş ülke merkez bankalarının sağladığı bol likidite gidecek yer arıyor. Teker teker güvenli yerlerin sayısı azalıyor. Böyle bir dünyada Türkiye gibi bir ülke çok rahat dış finansman bulabilir ve zaten buluyor. Cari açığın kredi büyümesinden kaynaklandığına işaret eden Başçı, “Biz bu aşırı kredi büyümesini yavaşlatmayı başardık kademeli olarak ve inanılmaz finansman gelecek Türkiye’ye ve çok rahat bir şekilde bu finansman sağlanmaya devam edecek, Avrupa’daki problemlere rağmen. Avrupa bankaları zor durumda kalsa bile dünyada başka bankalar var, fon kaynakları orada olduğu sürece, Türkiye’ye finansman gelmeye devam edecek. TL değer kazanmaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.

Erdem Başçı’nın önümüzdeki dönemde TL’nin değerlenmesine izin verecekleri açıklaması ve dün düzenlenen gün içi döviz satım ihalelerinin yanı sıra beklentilerden iyi gelen ABD tarım dışı istihdam verisiyle dövizde düşüş gözlendi. Önceki gün kapanışta serbest piyasada 1,8850 lira olan dolar, dün Kapalıçarşı’da günü 1,8790′dan kapattı. Aynı şekilde önceki gün 2,4390 lira olan Euro dün 2,3890 liradan satıldı. Merkez Bankası’nın dün en fazla 1 milyar 700 milyon dolar tutarla açtığı döviz satım ihalesine, 521 milyon dolarlık teklif geldi. 100 milyon dolarlık satışın gerçekleştirildiği ihalede, ortalama fiyat 1,8785 lira oldu.

Euro satıp Türk Lirası alın

FİBA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin, Merkez Bankası’nın ’2012′de TL alın’ stratejisine destek verdi. Bloomberg HT’de Yönetim Katı programına katılan Özyeğin, “Bu seviyelerden döviz ama özellikle Euro bozup TL almak oldukça iyi bir yatırım gibi görünüyor.” değerlendirmesini yaptı. Özyeğin, Euro’da değer kaybının devam edeceği, ABD’nin parasal genişlemeye gitmesi halinde, doların da bir miktar değer kaybedebileceği tahmininde bulundu.

Fransa’nın ülke notunun düşeceği korkusu

 

Avrupa’yı not düşüşü, FED’i dolardaki yükseliş korkusu sardı

 

ABD ekonomik verileri toparlanmaya işaret ederken Avrupada bir türlü sular durulmuyor. Avrupa’yı yeniden not düşürme korkusu sarınca borçlanma ihaleleri yakından izlenmeye başlandı. İtalya’da faiz oranları yüzde 7 olan tehlikeli bölgede seyrederken İspanya’nın düzenlediği ihale öncesinde bankaların yeniden yapılanması için 50 milyar euroya ihtiyaç olduğu yönündeki açıklamalar piyasadaki faizi yükseltti. Fransa’nın ülke notunun düşebileceği beklentisi borçlanma faizlerine de yükseliş olarak yansıdı. Hatta bununla da kalmadı; euroya çok ciddi satış getirdi. Euro-dolar paritesi 1.2854 destek seviyesini de kırarak 1.27’nin altına, yani 2010 eylül seviyelerine kadar gevşedi. ABD ekonomisindeki “haftalık işsizlik başvuruları ve büyüme“ verilerinin olumlu geliyor olması uluslararası piyasalarda dolara değer kazandırmaya devam ediyor. Geçen hafta dolar, Japon Yeninden tutun da İngiliz Pounduna kadar diğer para birimleri karşısında değer kazanırken Tahtakale’de TL karşısında değer yitirdi. FED’in düşük kur politikalarına rağmen dolardaki yükseliş yeniden üçüncü niceliksel genişleme programını gündeme getirmeye başladı. Geçen hafta FED yetkililerinden bu yönde açıklama geldi.  Altın yine durumdan vazife çıkardı Değer kazanan dolar normal zamanda hisse senedi ve emtia borsalarına satış getirirken geçen hafta ABD borsalarıyla petrol ve altın fiyatları yükselişini sürdürdü. Krizin kaynağındaki Avrupa borsaları ve gelişmekte olan ülke borsalarından, “Emerging Market” az da olsa hâlâ dolara koşuyor. Bu sebeple ABD borsaları yükselişini sürdürebiliyorlar. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda yaptığı tatbikatlar ki bu da bence ABD ile danışıklı dövüş gibi duruyor. Gerginlikle birlikte Uluslararası piyasada petrol fiyatları tırmanıyor. Ancak burada dikkatinizi çekmek istediğim asıl konu, altın fiyatları. Geçen hafta da bahsettiğim gibi 2000 yılında İkiz Kulelerin vurulmasından sonra bukalemun gibi, dünya üzerindeki belirsizliklerden beslenerek 11 yıldır yükselen altın geçen haftada İran-ABD gerginliği bahane edilerek yükselişe geçti. Teknik olarak yükseliş alt bandını zorlayan altın ons fiyatı dolardaki artışa rağmen önce haftalık, perşembe günü de aylık ortalama seviyesinin üzerine sıçrayarak orta vadeli yeni bir yükseliş trendi başlattı.  Tahtakale’de üst sınır düşürülüyor ABD verilerine bağlı olarak uluslararası piyasalarda yeniden yükselişe geçen dolar Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının (TCMB) ciddi müdahaleleri sonrası Türk Lirası karşısında haftalık bazda değer kaybetti. 30 Aralık 2011’de, yani yılın son işlem gününde serbest döviz piyasası ve bankalar arası işlemlerde Dolar- TL paritesi 1.92’yi zorlarken, çok ciddi müdahale eden Merkez Bankası hafta başında üst sınırı 1.9 TL, hafta ortasından sonra da 1.88 TL’ ye düşürdü. Yıl sonu hesaplarını kapatmak için doları 1.9 TL’ye yükselten ve borçlanan bankaların kura destek operasyonlarını boşa çıkartan Merkez Bankası piyasadaki ‘DÜŞEMEZ’ beklentisini kırmayı başardı. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın da net açıklaması beklentinin kırılması üzerinde büyük etki yaptı. TL diğer para birimlerine inat dolar karşısında değer kazandı. Parite aylık ve haftalık ortalama seviyesinin altında haftayı tamamladı. Teknik olarak 1.8840 TL’de haftalık ortalama seviyesinin alttan yukarı seyreden aylık ortalamayı kesmiş olması satışların artarak devam edeceğini söylüyor.

Beklentilerimiz Avrupa ve içinde olduğumuz gelişmekte olan ülke borsalarıyla birlikte düşen İMKB cuma günü 50.000 psikolojik destek seviyesine kadar gevşerken spot piyasadaki satışlar 11.50 bileşikler civarında karşılandı. Aralık başında 10 bileşikten atağa kalkan piyasa 11.62 seviyesinde satışlarla karşılaştı. 11.49 haftalık ortalama seviyesinin altında 10.43’ten cuma günü kapandı. Alımların 10.80 (22 günlük, günlük yükselen ortalaması) seviyesine kadar devamını beklediğimiz piyasanın teknik görüntüsü düşüş beklentimizi destekliyor. 11.50 ve üzeri alım, 10.80 ve civarı satış için uygun seviyeler.  Haftayı 50.182 puandan tamamlayan İMKB 100 endeksinin kısa vadeli 50.000 (psikolojik) – 48.600 destek ve 51.350 – 51.900 (5-22 günlük, günlük ortalamaları) direnç seviyeleri var. 50.000 ve 48.600 destekleri kırılmadan alttaki destekleri çok fazla konuşmayı sevmediğimi sürekli takip edenler bilirler. Ancak bize ulaşan okuyucularıma cevap olsun diye bir şeyler söylemek zorundayım. Arkadaşlar gün doğmadan neler doğar. 38-40 binli destekleri şimdiden konuşmak sadece “nakte dönmüş” düşüş bekleyen yatırmcıların işine yarar. Uluslararası piyasada ‘ayı’ ile temsil edilen yatırımcı kitlesinin unuttuğu 48.600 ve altında 46.300 gibi birçok destek seviyeleri daha var. İran’la ABD arasındaki gerginliği bahane ederek yükselişe geçerek, geçtiğimiz hafta en yüksek 1631 dolardan işlem gören altın piyasasında 1.566 (yükselen bant alt sınırı) – 1.607(22 günlük, günlük düşen ortalaması) – 1.603 (5 günlük, günlük yükselen ortalaması) destek ve 1.704 dolar (daralan flama formasyonu üst sınırı) direnç seviyelerinin dikkatle takibi gerekiyor.

Adnan Yaldız Türkiye Gazetisi

Euronun geleceği 2012

euro

Yunanistan ile başlayan Euro Bölgesi krizi evrilerek ve yayılarak ilerliyor. Alınan önlemlerin yetersizliği krizin her geçen gün derinleşmesinden anlaşılıyor. Yapılan toplantılarda alınan kararların hayata geçirilme sürecinin uzunluğu hem risk oluşturmakta hem de belirsizlikler barındırmaktadır.

 

Bireysel ve kurumsal ekonomi sayfalarında dünyaca ünlü ekonomistler Euro Bölgesi krizinin küresel ekonomi için oluşturduğu risklere dikkat çeken değerlendirmelerle dolu.   Küresel ekonomi için bir şok oluşturmaması için olsa gerek, bir ülkenin sorunlarını çözmeye yönelik bir paketin veya programın benimsenmesinin ardından diğer ülkenin sorunları konuşulmaya başlanıyor. Anlaşılan küresel sermaye, kayıplarını azaltmak için Euro Bölgesi’nin kurtarılmasına yönelik önlemlerle yakından ilgilenmektedir. Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’in kurtarılmasında devreye giren Avrupa Finansal İstikrar Kolaylığı ve Avrupa Merkez Bankası (AMB), sıra İspanya’ya ve özellikle İtalya’ya gelince kaynaklarının yetersizliğinden ve yasal olarak ülkeleri kurtarma yetkisinin olmadığını gündeme getirmeye başladı. İtalya’nın “kurtarılamayacak kadar büyük” bir ekonomi olması farklı senaryoların gündeme gelmesine neden oldu. Küresel sermaye ve Avrupa Birliği’nin patronları (Almanya ve AMB), İtalya’yı teknokrat bir hükümet ile kemer sıkmaya zorluyor.   Euro Bölgesi’nde yaprak dökümü Yunanistan ile başladı ve ardından her birkaç ay içinde bir diğer ülkenin krize girdiği görüldü. Bu, İtalya’dan sonra sırada hangi ülke olduğu sorusunu da gündeme getirdi. 9 Aralık Avrupa Birliği liderler zirvesinin ardından “daha derin ve ileri bir entegrasyona” sıcak bakmayan İngiltere ile Fransa arasındaki tartışmanın hızlanması, sıranın Fransa’ya geldiği, fakat Fransa’nın bundan habersiz olduğu, kendine “Fransız” kaldığı yorumlarının da yapılmasına yol açtı. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürme baskısı altında olan Fransa’nın bu kuruluşlara önce İngiltere’nin notunun düşürülmesini önermesi bu durumu göstermesi açısından önemlidir. Fransa başbakanı ve maliye bakanının İngiltere’nin bütçe açıklarının ve borçlarının daha fazla olduğunu dile getirmeleri, kredi derecelendirme kuruluşlarının dikkatlerini dağıtmaya yöneliktir.   Bu ifadeler Fransa’nın İngiltere’nin Euro Bölgesi dışında olduğunu ve dolayısıyla kendi parasını kullanma otonomisine sahip olduğunun farkında olmadıklarını göstermektedir. İngiltere, borçlarının zamanı geldiğinde ekstra fonlar yaratma imkânına sahiptir ve İngiltere bankasını (Merkez Bankası) bu doğrultuda kullanma olanağına sahiptir. Oysa Fransa’nın ve Fransa Merkez Bankası’nın bu yönde bir politika aracı tek paradan (Euro’dan) dolayı imkânsız gibidir. Yine İngiltere cari açık sorununu kapatmak için gerekirse İngiliz Sterlini değer kaybederek ve rekabetçi hale gelerek bu sorunu kontrol altına alabilir. Oysa Fransa böylesi bir politika aracına da sahip değildir. Bu basit açıklama bile neden kredi derecelendirme kuruluşlarının Fransa’yı daha riskli gördüğüne ışık tutmaktadır.   Fransızlar politik birliğin dünyada daha etkin bir rol oynayabileceğinin ve dolayısıyla Fransa’nın Avrupa’daki etkisinin de artacağının hesabını yapmaktadırlar. Ayrıca Fransa, kendisini Avrupa medeniyetinin kültürel ve siyasal sahibi olarak görmekte ve diğer ülkeleri bu noktada küçümsemektedir. Bu bağlamda Avrupa’nın ciddi olarak bir Fransız sorunu bulunmaktadır.   Ancak İtalya’dan sonra en riskli ülkenin Fransa olduğu ve piyasa aktörlerinin buna göre pozisyon aldığı daha şimdiden görülmektedir. Nisan 2012′deki seçimlere kadar olan süre Fransa için çok kritik bir süreçtir. Eğer ekonomik bir kriz seçime kadar kapıyı çalmaz ise, seçimden sonra işbaşına gelecek hükümetin gündeminde çok büyük ölçekli kemer sıkma paketleri ve yapısal reformlar önemli bir yer tutacaktır.   Almanya’nın malî disiplin hassasiyeti Avrupa Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve malî disiplin taraftarlığı ile birleşince, önümüzdeki dönemde Fransa’nın bu ikili karşısındaki tavrı şimdiden merak konusu olmaya başladı bile. Ekonomistler, teknokrat hükümetin önderliğinde IMF ve AB’nin destek ve gözetiminde İtalya’nın bir şekilde kurtarılabileceğini düşünürken, aynı iyimserliği Fransa için göstermemektedirler. Özellikle Avrupa Merkez Bankası’nın sıkı para politikası uygulamasının baskısı altındaki Fransa, seçimden sonra bütçe açıklarını ve borçlarını kontrol altına almaya yönelik reformların yaratacağı toplumsal direnç ile karşı karşıya kalacaktır. Büyük bir ihtimalle, Euro’nun geleceğini tehlikeye sokacak olan asıl aktör, Fransız ekonomisi olacaktır.   Fransa, kendi ekonomik gerçekliklerini görmemezlikten gelerek ya da iç kamuoyunun gündemini seçime kadar meşgul edecek konular bulmak zorundadır. Sözde Ermeni soykırımını inkâr yasasını, Türkiye’nin bölgesel güç olarak yükselişini önlemeye yönelik bir adım olduğu kadar bir de bu yönde, gündem doldurmak olarak görmek gerekir. Sarkozy, inkâr yasası ile bir hafta kazandı. Zor zamanlarda dış tehdit ile gündemi doldurmak çok yaygın bir uygulamadır. Öyle anlaşılıyor ki, seçime giden Fransa’da İslam ve Türkiye karşıtı ırkçı ve dışlayıcı söylemler gündemi epey işgal edecek gibi. Fransa’nın karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlar, böylesi söylemler ile gizlenmeye çalışılacağa benziyor. Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan Fransa’nın ekonomik sorunlarının büyüklüğü ve bunları çözmedeki “körlüğü”, sadece kendi ülkesi için değil AB ve dünya ekonomisi için büyük bir risk ve tehdit oluşturmaktadır. * Konya Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Uzmanı

Türkçe Borsa siteleri

Türkçe Borsa siteleri

Küçük tasarrufçunun büyük ümitler beklediği borsanın ne zaman patlayacağını ekonomistler ve yatırımcılar düşünürken, bu değişimleri İnternet’ten dakika dakika izleyip görebilirsiniz. Şu an hali hazırda ABD’de hisse senetlerinin yüzde 70’inin satışı İnternet üzerinden sanal olarak yapılıyor. Bu oranı diğer dünya ülkelerinin borsaları da çok yakın seyrediyorlar. Türkiye’de bu sayı çok fazla değil. İnternet’in gelişimiyle birlikte İstanbul Borsası da bunu kullanmaya başladığı biliniyor. Fakat “tasarrufçuya bu işlemler nasıl yansıyor? Kim ne kadar İnternet’le işlemlerini takip ediyor?” bunun şu anda bir istastiğinin net sonuçları bulunmuyor.
ALIM SATIM
Şu anda küçük yatırımcılar, borsadaki işlerini brokerlara verilen telefon talimatıyla yaptırıyorlar. Brokerler yatırımcının talimatıyla işlem yapıyorlar.
İnternet’ten yapılan Real Tıme ise (anlık alım satım) Türkiye’de yavaş yavaş gelişmeye başlıyor. Yatırımcıların 6 aydır hizmetinde olan; Gedik Yatırım, Ata Yatırım bunlardan sadece birkaçı. İlgili yatırım sitesine girip kayıt olmanızın arkasından size şifre veriliyor. Özel kargoyla gönderilen kişisel bilgileri doldurup tekrar şirkete gönderiyorsunuz. İşlem yaparken de İnternet sitesi her işlem için şifrenizi tekrar etmenizi istiyor. Böylece sizden başka kimse ekranınızda herhangi bir işlem yapamıyor. Verdiğiniz her komut için yatırım şirketleri anlık olarak isteklerinizi yerine getiriyorlar. Şirketler bu işten kazanç olarak brokerlerda olduğu gibi komisyon alıyor. Türkçe borsa sayfalarında bankalar ve aracı kurumlar tarafından oluşturulan A ve B tipi fonların haftalık, aylık verimlerini, en çok kazandıran fonları da görebilmeniz mümkün. Bu sitelerde okuyucuların en fazla rağbet ettikleri köşelerin başında “tiyo” diye adlandırılan borsada yükselebilecek veya alçalabilecek hisse senetlerinin bilgisi herkesi cezb ediyor. Tabii burdaki forum köşlerine de fazla itibar etmek gerekiyor mu gerekmiyor mu sorusu ayrı bir tartışma konusu. Çünkü geçen aylarda Türkiye’deki önemli bir sitedeki borsa formunda birçok yatırımcı yanlış yönlendirilerek spekülasyona maruz kalarak maddi kayba yol açtı. Tabii bunun yanında bu işten para kazanan web sayfaları da var. Daha öncesine kadar şu hisse senedini al şunu sat diyen bir uzman bu bilgileri ücret karşılığı mail atacağını duyurmasının ardından birçok kişiyi kendine üye yapmayı başarabildi. Bu işin uzmanı olan borsacılara da mail atarak ulaşmanız mümkün. Borsa uzmanlarının oluşturduğu e-mail zincirine katılmanız halinde size bilgi akışı da sağlıyorlar. Bu zincire “borsacilar@listbot.com” mail atarak ulaşmanız mümkün. Daha hızlı ve güvenle internet üzerinden alışveriş yapmak veya yapmamak karar sizin.
BU İŞ NASIL OLUYOR Borsayı internet üzerinden oynamak istiyorsunuz adreslerde önünüzde. Peki şimdi ne yapacağım diyorsanız Gedik Online sorduğumuz sorunun cevabını okumanız gerekiyor. Gedik Online ürün sorumlusu Bengi Başar yatırımcının neler yapması gerekiyor sorumuza şu cevapları verdi. “Gedik Online Borsa’ya girdiginizde karşınıza ilk olarak çıkan ekran özet hesap durumu ekranıdır. Sadece hesabınızda bulunan hisse senetlerini satabileceginizden, satmak istediginiz hisse senedinin kodunu özet hesap durumu ekranından tıkladığınızda, o hisse senediyle ilgili satış ekranına ulaşırsınız. Hisse satıs ekranında; satmak istediğinizin fiyatını, miktarını ve emrinizin geçerli olmasını istediğiniz süreyi ilgili alanlara girdikten sonra güvenlik amacıyla sisteme giriş şifrenizi şifre alanına tekrar girip onay tuşuna bastığınızda emriniz iletilmiş olur. Hisse senedi almak istediğinizde, sol tarafta yer alan menüdeki Alış butonunun yanından almak istediğiniz hisse senedinin kodunu secip “ALIŞ” butonuna bastığınızda, o hisse senediyle ilgili hisse alış ekranı karşınıza gelir. Hisse alış ekranının çalışma şekli, hisse satış ekranı ile aynıdır. Online Borsa’da iken sectiğiniz hisse senedinin seans içindeki tüm fiyat durumlarını alış ya da satış ekranını çagırarak görebilirsiniz. Yatırım hesabınızın açılabilmesi için gerekli olan sözleşme yapıldıktan sonra hesabınız açılacaktır . Hesap açılışında herhangi bir alt limitimiz yoktur. İnternet üzerinden hisse senedi alım-satım işlemlerinde uyguladığımız komisyon oranı binde 2 ‘dir”.
NELER YAPABİLİYORSUNUZ Anında borsada alım-satım işlemleri, fon alım-satım işlemleri, borsadaki fiyatları izleyebiliyorsunuz. Araştırma Bölümü tarafından hazırlanan raporlara ulaşarak şirketlerin teknik analizlerini görebiliyorsunuz. Dünyadaki belli başlı borsaları Real-Time izleyebiliyorsunuz. Japonya, Hong-Kong, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, Mesika, Brezilya ve ABD borsalarının en önemli endeksleri DowJones ve NASDAQ. Online ve yıllık grafiklerini ayrıntılı bir şekilde görebiliyorsunuz.
TÜRKÇE BORSA SİTELERİ http://www.imkb.gov.tr/ http://www.analiz.com http://www.gedik.com
http://www.atayatirim.com.tr http://www.demiryatirim.com.tr
http://www.isyatirim.com.tr http://www.hisse.net
http://www.finansinvest.com (test)

http://www.platodata.com.tr

http://www.paradoktoru.com

http://www.tradecnet.com http://www.borsanaliz.com
http://www.garantimenkul.com.tr http://www.hakmenkul.com.tr http://www.emdas.com
http://www.egemen.com http://www.yfas.com.tr http://www.spk.gov.tr

http://www.infomenkul.com.tr

http://www.foreks.com http://www.datascope.com.tr http://www.strateji.com.tr

http://www.gfc24.com/new

Borç sıkıntısı yaşayan ülkeler 2012’de yeniden borçlanmaya ihtiyaç duyacak

Borç sıkıntısı yaşayan ülkeler 2012

Hristiyanların Noel tatili sebebiyle bugünlerde piyasada düşük likiditeye bağlı anormal dalgalanmalar yaşanabilir. 2011’in son haftasında görünen o ki krize kesin bir çözüm bulunabilmiş değil. Alınan tedbirler ise piyasayı rahatlatmaktan çok uzak. Yeni yıl Avrupa için daha da zor geçeceğe benziyor. Borç sıkıntısı yaşayan ülkeler 2012’de yüksek miktarda refinansmana, yani vadesi gelen borçlarını çevirebilmek için yeniden borçlanmaya ihtiyaç duyacak. Bunun da Euro ve bölge üzerinde büyük baskı kuracağını tahmin etmek güç değil. Bu krizin kısa vadede çözülmesini beklemek de fazla iyimserlik olur. Ancak, çözüme yönelik olumlu adımlar piyasayı zamanla yatıştıracaktır. Öte yandan, Amerika’dan gayet iyi ekonomik veriler gelmeye başladı. Bilhassa istihdam alanında müsbet gelişmeler dikkat çekerken, konut sektöründe de beklentileri karşılayan iyi veriler açıklandığını görüyoruz. Yeni ev satışları kasımda 7 ayın zirvesine tırmandı. 2008’de dünyayı kasıp kavuran krizin konut sektöründen çıktığı hatırlanırsa, buradan gelen verilerin ehemmiyeti anlaşılır. Bunun yanında Amerikan senatosu, tüketim harcamalarını artırabilmek için çalışanlara yönelik vergi indirimlerini 2 ay daha uzattı. Bütün bu gelişmelere rağmen Amerikan ekonomisinin hâlâ kırılgan olduğu da bir gerçek. İtalya yarın 11 milyar Euro’luk tahvil ihalesi düzenleyecek. Tahvil faizleri halen yüksek düzeyde seyrettiği için bu ihale hem İtalya hem de Euro açısından kritik. İhalenin neticesine göre Euro’daki tepki artışı sınırlı kalabilir. İçinde bulunduğumuz günler, hem yıl sonu hem ay sonu hem de son hafta olması sebebiyle önemli. Yatırımcıların bilançolarını kapatırken kâr realizasyonuna gitmeleri, bilhassa Dolar’da bir gevşemeye, diğer para birimlerinde de Dolar karşısında değer artışına yol açabilir. Ancak bu durum, piyasada risk iştahının arttığı mânâsına gelmiyor. Ocak ayı ile birlikte risk iştahında bariz bir düşüş görülebilir, dikkat! 1.3072’yi kırmakta zorlanan Euro için 1.3106 direnci kritik. Bu seviyenin kırılması halinde parite 1.3122-3166 dirençlerine tırmanabilir. İtalya’nın borçlanma ihalesi belirleyici olacaktır. Aşağıda ise 1.3040-3005 destekleri mühim. Paritede görülebilecek sınırlı yükselmelere aldanmamalı. Dolar/TL ise kritik 1.90 seviyesini aşamasa da 1.88’in altına da inemiyor. Düşük işlem hacmi sebebiyle bu hafta 1.87-90 bandında keskin hareketler görülebilir. Ancak bu bant içinde kalması parite üzerindeki baskıyı artırdığından, bir yön tayini yapmaya çalıştığını da kıymetli okuyucularıma hatırlatmak isterim.

Borsadan elde edilen kazançların vergisi

borsadan-elde-edilen-kazanclarin-vergisi

Enflasyonun düşürülmesi adına mevduat faizleri düşürülünce, bankaların off-shore hesaplarının sakıncaları ortaya çıkınca, dövizdeki kur artışları frenlenince, kamu kağıtlarının faizleri aşağılara çekilince, tek akılcı yatırım aracı olarak borsa kendini gösterdi. Gerçekten, günümüzde en akılcı yatırım aracı, birikimleri borsada değerlendirmek. Göstergeler, borsanın, bir süre daha artış trendi izleyeceğini gösteriyor. Ancak bunun çok uzun süreler alacağını söylemek pek güç. Sürekli yükselen bir istatistiği, hiç kimse beklemesin. Belli ki, borsada oynamak da belli bir bilgi birikimini ve hatta tecrübeyi gerektiriyor. Bu nedenle, gerekli tecrübe ve bilgi birikimi olmayanlar için en akılcı yatırım aracı, yatırım fonlarıdır. Zira menkul kıymetler yatırım fonları, tasarrufçulardan katılma belgesi karşılığında topladıkları paralarla oluşturdukları portföylerini, belli bir kağıda yatırmak yerine, kendi uzmanları aracılığıyla belirledikleri çok çeşitli kağıtlara dağıtarak, kamu borçlanma senetleri ile özel sektör kağıtları arasında karma portföyler oluşturarak riski azaltmaktadır. Burada tasarrufçuya kalan sorun, doğru yatırım fonunu belirlemek. Bunun için de, gazetelerde yer alan fonların getiri oranlarını izlemek ve fonun bileşimi hakkında bilgi sahibi olmak.
BORSADAN KAZANMAK GÜZEL Borsadan doğrudan veya yatırım fonları aracılığı ile kazanç elde etmek, mutlaka güzel bir şey. Ancak burada bir de madalyonun öteki yüzü var. Öteki yüz, vergi. Bizde bu yazımızda, borsadan sağlanan kazançların gelir vergisi karşısındaki konumunu irdelemeye çalışacağız. Borsadan elde edilebilecek kazançların ilki, hiss senedi alım satım kazancıdır. 1999 ila 2002 yılları arasnıda, kişilerin bireysel tasarruflarını değerlendirmek amacıyla aldıkları his sesenetlerini elden çıkarmak suretiyle sağlayacakları kazançları, -bir şartla- gelir vergisinin konusuna girmemektedir. Ancak burada söz konusu olan şart, hisse senedinin edinme tarihi ile elden çıkartma tarihi arasnıda üç aylık bir sürenin geçmiş olmasıdır. Eğer hisse senetlerinin alımı ile satımı arasındaki süre, üç aydan kısa ise, satış kazancı vergiye tabidir. Örneğin kişi bir miktar Arçelik, bir miktar Tofaş hissesi satın aldıysa, bu üç aylık sürenin, bu hisse senetleri için ayrı ayrı hesaplanması gerekir. Ancak kişi, farklı tarihlerde aynı şirketin hisse senetlerinden satın aldıysa, üç aylık sürenin nasıl hesaplanacağı sorun teşkil etmektedir. Örneğin kişi, 5 Ocak’ta beheri 5000 liradan 1000 adet Arçelik hissesi satın aldıysa, 20 Ocak’ta aynı hisse senedinden 6500 liradan 1000 adet daha aldıysa, 30 Ocakta aynı hisse senedinden 1000 adet daha beheri 7200 liradan satın aldıysa ve bu hisse senetlerinin 1800 adedini 18 Nisan’da sattıysa, burada sürenin hesabı zorlaşmaktadır. Zira satılanın hangi tarihte alınan kağıt olduğunu belirlemek zordur. Zira hisse senedi satım emirleri ve saklanması, hisse senetlerinin seri ve sıra numarasına göre yapılmamaktadır. Bu sorunun çözümü için muhtelif çözüm yöntemleri mevcuttur. Ancak uygulamada hangi yöntemin esas alınacağına ilişkin görüşünü Maliye Bakanlığı, henüz açıklamamıştır. Bu nedenle sorunun bu yönü, Maliye Bakanlığının tavrından dolayı belirsizdir.
KÂR ZARAR OLABİLİR Kişilerin yıl boyunca yaptıkları ve üç aylık süre geçmemiş olması dolayısıyla vergiye tabi hisse senedi alım satımlarının hepsi, kâr ile sonuçlanmamış olabilir. Bunların bir kısmı, zararla da sonuçlanmış olabilir. Bu gibi hallerde, vergiye tabi kazanç, kârlı satışlardan sağlanan kârdan, diğer alım satımlar dolayısıyla oluşan zarar düşülerek belirlenecektir. Vergiye tabi kazanç saptanırken, satış bedelinden maliyet bedeli düşülerek hesaplama yapılacaktır. Maliyet bedeli olarak alım fiyatı, her ay için TEFE endeksi kadar arttırılacaktır. Örneğin Ahmet Bey, 10.000 liraya aldığı hisse senetlerini 2 ay sonra 14.000 liraya satmışsa, aylık TEFE endeksi de her iki ayda da % 2,5 ise, satış kazancını hesaplamak için alış fiyatını 2 x % 2.5 = % 5 arttırarak dikkate alacaktır. Bu durumda satış kazancı 14.000 – 10.000 şeklinde hesaplanmayıp, 14.000 – 10.500 olacaktır. Bu arada bir belirsiz sorun da, özellikle aracı kurumlardan kredili olarak alınan hisse senetlerinde, kredi faizlerinin hisse senedinin maliyet bedelinin hesabında nazara alınıp alınmayacağıdır. Maliye Bakanlığı, bu konuyu da belirsiz tutmakta devam etmektedir. Borsadan sağlanan kazançların başında gelen hisse senedi alım satım kazancı, yukarıdaki şekilde vergilendirilmekte. Hisse senetlerinin kâr paylarının vergilendirilmesi ile yatırım fonlarından sağlanan kazançların vergilendirilmesi ise haftaya. Bu konuda gelen soruları da toplu halde haftaya cevaplayacağız.

Borsada ihtimal hesabı

İki sene önce İngiliz Kraliyet Bankası’nı borsada batıran genç bankacı bir söz etmişti: -Bütün ihtimalleri hesap etmiştim, kazananacaktım ama Kobe depremini düşünemedim. Bu söz beni çok etkilemişti. … Türkiye’de borsa deyince büyük kitleler ne olup olmadığına kafa yormadan at yarışı gibi birşey zannediyorlar. Oynadım kazandım. Ya da kaybettim. Büyük spekülatörler dışında borsada günübirlik oynayarak kazanan bir tek kişi tanımıyorum. Hesap kitapla işe koyulan büyükler bizimki gibi derinliği olmayan borsalarda hep kazanırlar. Onlara paralel hareket edebilen (Duyarak ya da tesadüfen) küçükler de kazanır. -Ooo, bu iş güzelmiş deyip şanslarını bir kere daha denemeye yeltenirlerse eldeki avuçtaki de gider. … Bu işi at yarışı gibi değil de şirketlere ortaklık gibi düşünenlerin kaybetme ihtimali yoktur. Birincisi sabahtan akşama zengin olma hayaliniz olmayacak.
İkincisi vadeli paranızı (Misal üç ay sonra iki milyar liralık bir ödemeniz var, üç ay borsada dursun da artsın hesabını yaptığınız para) borsaya yatırmayacaksınız. Üçüncüsü tasarrufunuzun tamanını borsaya yatırmayacaksınız. En önemlisi uzun vadeli yatırımcı olacaksınız.
İmkanınıza göre güvendiğiniz şirketlerinkini üçer beşer alıp bekleyeceksiniz. Hisse senedi çeşidiniz üçü beşi geçmeyecek. Düşüş çıkışlardan, krizlerden, paniklerden etkilenmeyeceksiniz. Ve göreceksiniz en az üç yılın sonunda reel olarak yüzde 200-300 kazanmışsınız. Şöyle düşünün:
997 yılında 10 milyar liralık herhangi bir senetten 30 bin dolarlık alım yapanın bugün 100 bin doları var. (70 bin dolarını alıp ihtiyaçlarını karşılasalar bakiyesi üç beş yıl içinde yine 100 bin doları bulur. Bu yarın belki düşer ama öbürgün mutlaka yükselir. Al sat yapanların ise kazanma şansı yoktur. Belki kısa bir müddet kendi çaplarına göre akıl almaz paraları olur, artırma hırsıyla onu da kaybederler. Bu hep böyle olmuştur. Ben başka hikayeler de biliyorum, diyenler bize de nakletsinler. ….
Yukarıda naklettiğim söz (büyük küçük demeden) borsada kaybedenler ya da kazananlar için değildir. Zaman zaman borsa dışında da büyük kavgalar oluyor. Bazan herşeyi hesap ettiklerini ve kavgadan galip çıkacaklarını zannedenlerin hesap edemediklerle tepetaklak olduklarını görüyoruz. Onlar beni etkiliyor. Anadolu’da bu sözü şöyle özetliyorlar: Herkesin bir hesabı varsa Cenab-ı Hakkın da bir hesabı var.

Borsada Bayram öncesinde kâr amaçlı satışlar

Bayram öncesinde kâr amaçlı satışların etkisiyle kan kaybını sürdüren borsa, geçtiğimiz haftanın son işlem gününde de yüzde 2.24 oranında değer kaybederek, 15 bin 837 puana kadar geriledi. Kâr amaçlı satışlar beklediğimiz bir gelişme olmakla birlikte, politik gelişmeler de piyasayı etkiliyor. Son bir buçuk aylık hızlı çıkışta işlem ağırlığı mali sektör hisselerinde yoğunlaşmıştı. Bu sektör hisselerinde kâr amaçlı satışların olması da beklenen bir gelişme. Diğer taraftan borsada bir düzeltme hareketi olması da gerekiyordu. Kanımızca bu düzeltme gerçekleşti. Borsanın önümüzdeki günlerde de dalgalı seyrini sürdüreceğini tahmin etmekle birlikte, 15 bin 500 düzeyinin altına ineceğini sanmıyoruz. Diğer taraftan politik gelişmelerin önemine de değinmek gerekiyor. Bu günlere değin koalisyon ortaklarının uyumlu bir çalışma düzeni içinde oldukları bir gerçek. Ancak, Abdullah Öcalan konusundaki son gelişmeler borsa çevrelerinde bu uyumun bozulması olasılığına karşın bir kaygı ortaya çıkarmış bulunuyor. Bu kaygının boşa çıkması durumunda piyasa kendi dengelerine oturacaktır. Gelişmeleri izlemek gerekiyor. Bayram öncesinin son gününde yarım günlük süreç içinde işlem hacmi oldukça zayıf olan bono piyasasında bayram sonrası gelişmeler önem taşıyor. Hisse senedi piyasasında olduğu gibi bono piyasasında da politik gelişmeler önem taşıyor. Diğer taraftan Merkez Bankası’nın alacağı tavır da önemli. Merkez Bankası bayram öncesinde yaptığı parayı bollaştırma politikasını sürdürmeyecektir. Bu da faiz oranlarında bayram öncesindeki kadar düşük düzeylerin olmayacağı anlamına gelir. Bayram öncesinde yüzde 5 oranlarını gören repo faizleri, son işlem gününde yüzde 24.68 oranıyla kapanmıştı. Bayram öncesinde 4 bin 500 lira birden artış kaydeden döviz piyasasındaki bu gelişme dış piyasalardaki artıştan kaynaklanıyor. Bayram öncesinde Türk Lirası’na talebin artması nedeniyle hem serbest hem de bankalararası piyasada satış ağırlıklı bir son gün yaşanmıştı. Piyasalarda bayram sürecinin bitmesi nedeniyle döviz piyasası da kendi dengelerine oturacaktır. Önümüzdeki günlerde piyasanın seyri piyasalardaki Türk Lirası ihtiyacına göre belirlenecektir.

Borsa kazandırıyor

Ülkedeki son gelişmelere ilk tepkiyi gösteren borsa coştu. Yabancı yatırımcının gelmesiyle beraber rekor üstüne rekor kıran borsa, talebi karşılayacak ürün sunmakta zorlanıyor. Yatırımcı kağıt buldu mu kapıyor. Endeksteki devâmlı yükselişten dolayı kimse hisse satmak istemiyor. Yatırımcı oburlaştı: 2 sene önce koptuğu yerden koşmaya başlayan borsa tabağında ne bulursa süpürüyor. İhlas, İş ve Nurol gibi 3 dev gayrimenkul yatırım ortaklığının bu dönemde borsaya girmesi taze bir kan oldu. Fakat, talebi böyle birkaç enstrümanla karşılamanın imkânı yok. Faizlerde yüzde 30’ları bulan düşüşler yaşanıyor. Repo biraz ayak diretiyor ama yakında o da boyun eğmeye mahkûm. Dövizin ise havası hiç yerinde değil… Önümüzdeki günlerde stand-by anlaşmasıyla birlikte faizlerdeki düşüş bir daha hızlanacak ve borsaya talep daha da artacak. Şimdi bir senedir bir türlü halka açılamayan şirketlerin vakit kaybetmeden borsaya gelmeleri gerekiyor. Finans sıkışıklığını aşmak isteyen firmalar için büyük imkân doğdu. Bono ve faizdeki paraların da önümüzdeki günlerde borsaya geleceğini düşünürsek; talebin tahmin edilemeyecek kadar büyüyeceğini söylemek mümkün.
4 DOLARA KOŞUYOR Banka ve hizmet sektöründeki şirketlere ilgi, borsanın küçüldüğü dönemlerde bile sürdü. İhlas, Sabancı, Koç, Eczacıbaşı, Doğan Holding gibi ekonominin önde gelen kuruluşları zaten hep zirvede idi. Yine öyle olacak. Ancak bu arada, uzun vadeli yatırım yapmak isteyenlere, hisse senetleri çok aşağılarda dolanan şirketlere ait kağıtlara yatırım yapmaları (her zaman çürük ürün olabileceğini gözardı etmeden) tavsiye edilir. Kısa vadeli oynayanlar için ise yine bildik kağıtlara girip, çıkmak en kârlı yatırım gibi görünüyor. Borsa biraz istikrar görünce endeks hemen 2 doları devirdi. Halka açılmalar borsaya beklenen kanı verebilirse endeks 3 doları, ardından da 4 doları peş peşe devireceğe benziyor.
10 AY Borsadaki bu çılgınlık 10 ay böyle gideceğe benziyor. 2000’in sonunda Türkiye ekonomisi şöyle geriye dönüp bir bakacak. Yapılanlar başarılı ve istikrar devam ediyorsa 2001’e de aynı moralle girecek. İşte ardına dönüp bakmadan gideceği 10 ayda borsa coştukça coşacak. Yatırımcının bu dönemi iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bono yatırımı cazibesini tamamen kaybetmez ama dövizden farkı kalmıyor. Risk az, kazanç az. Borsa ise öyle değil. Ne gelirse satılacak, ne bulursa satın alacak.
YA ÖZELLEŞTİRME
Bu olay tren kazanına kömür atmaya benziyor. Her kürek kömür biraz daha enerji veriyor. Ardından da uçuş geliyor. Bu arada devletin özelleştirme programını hızlandırması gerekiyor. Türkiye’de ekonomik istikrarın gelmesi için kamunun küçülmesi gerekiyor. Borsa özelleştirmenin de önünü açacağa benziyor. Moral değerler önemli. Kamunun da, özel sektörün de bu rüzgarı iyi yakalaması ve geçmişteki beklemeleri telafi etmesi lâzım.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın tarihi rekorları

Finans piyasalarında, satın alınan yüksek dozajlı beklenti hapı ile yaşanan inanılmaz iyimserlik, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın tarihi rekorlara her geçen gün bir yenisini eklemesine ve bono bileşik faizlerinin de yüzde 75’ler gibi inanılmaz seviyelere inmesine neden oldu. Herkes gelecek için çok büyük umutlar besliyor. Peki kaç kişi geriye doğru hafızasını yoklayıp, ülkemizin imzalamak üzere olduğu istikrar programına benzer veya aynı istikrar programlarını imzaladığı dönemler sonrasında neler olduğunu veya sözkonusu programları ülke bürokratlarının kendi kendilerine uygulamaya kalktıklarında başlarına neler geldiğini hatırlamaya çalıştı. 1987 yılından bugüne kadar yaşanan istikrar arayışlarını ve sonuçlarını hatırlamakta fayda var. 1987 seçimlerinden sonra, seçimlerin verdiği tahribatı gidermek için 1988 yılında 4 Şubat kararları alındı. Hedef, 3 yıllık bir program dahilinde enflasyonun yüzde 10 seviyelerine indirilmesiydi. 1988 yılının ikinci yarısında faizler serbest bırakıldı ve 1989 yılının Mart ayında yapılan yerel seçimlerde iktidar partisi hezimete uğradı. Aynı yılın Temmuz ayında memur ve işçi ücretleri, iki katından fazla arttırıldı. En son bakıldığında istikrar programı damda bulundu ! Bu durumun ardından hemen yeni bir program yapıldı. Amaç kamu maliyesini toparlamaktı. Merkez Bankası ve Hazine arasında yeni protokol imzalandı ve kollar sıvandı. Merkez Bankası işin para programı kısmında başarılıydı ama gerisi boştu. 1990 yılında Körfez krizi bahanesiyle eskimiş olan tas, hamamına geri döndü ! Bu arada Merkez Bankası kaynaklarını kullanmayan Hazine yöneticilerine enayi ! muamelesi yapıldı. 1991 yılı seçimlerinde iktidar değişti ve 1992 yılında açıklanacak bir para programının herşeye deva olacağı düşünüldü. Program açıklandı ve üçüncü ayında, istikrarın ancak faiz oranları düşürülerek sağlanabileceği saplantısı sonucunda program rafa kalktı. 1994 yılında, “siz beceremediniz, ama biz beceririz” denilerek tekrar faizler üzerinde baskı kurulmaya çalışıldı, neyin becerildiği açıkça ortada ! 1995 yılında seçimlere gidildi. 1995 yılında kurulan ANAP-DYP hükümeti değil bir istikrar programı hazırlamak, bürokrasinin üst kademelerine atama dahi yapamadılar. Hükümetin ömrü herkes tarafından hatırlanıyordur sanırım. Daha sonra kurulan Refahyol hükümeti ise denk bütçeyi kağıt üzerinde bir şekilde tutturdu. Ama sonuç olarak 1997 bütçesi milli gelirimizin % 7.5’i oranında açık verdi. 1997 yılı ortasında kurulan AnaSol-D hükümeti az iş fakat çok laf üretti. Ekonomik istikrar, kamu sektörü fiyat ayarlamalarının düşük tutulması olarak algılandı. Kamu sektörü açığı ise rekorlar kırdı. Sonuç olarak milletin hiçbir kuruma güveni kalmamıştır. PİAR-Gallup tarafından yapılan “güven” konulu araştırmanın sonuçlarından birkaç kalem aşağıdaki gibidir:
Milletin % 72.5’i kendisini güvenlikte hissetmiyor. Ülkenin temel kurumlarına duyulan güven duygusu her geçen gün azalıyor. Parlamentoya olan güvenilirlik oranı % 21.2’ye düşmüş durumda. “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir parti/lider çözemez” diyenlerin oranı % 35.8 Uzun lafın kısası, ülkedeki ekonomik ve toplumsal istikrarın önündeki en büyük engel popülizme prim veren siyasi yapılaşma olarak karşımıza çıkıyor. Problem, şahıslardan çok, içinde çalışılmak zorunda kalınan siyasi yapıdadır.
Teknik analiz Endeks, geçen hafta hergün rekor kırarak haftayı yine rekor seviyede 8298 puandan kapattı. İşlem hacimlerinde de rekorlar yaşandı. Perşembe günü işlem hacmi, bir milyar dolara yaklaştı. Aynı gün 1.72 centteki direncinden dönerek, beklenen düzeltmeyi yaptı. Endeks, Cuma günü kâr satışlarını karşılayarak yükselişine devam etti. Faizlerin düşmeye devam etmesi, enflasyonun 2000 yılında % 25 olarak hedeflenmesi, hükümetin faizlerin ve enflasyonun düşmesi için kararlı tutumu, meclisten çıkardığı ve hazır bekleyen yasalar, IMF ile stand-by anlaşmasının bir ay içinde imzalanacağı beklentileri borsayı coşturdu. Yabancı alımların arttığı, para girişinin devam ettiği borsada çıkışın, en az 2 cente kadar devam edeceği tahmin edilmektedir. Büyük fon sahiplerinin içinde bulundukları büyük pozisyonları daha da artırdıkları gözlenmektedir. Büyük fon sahipleri aldıkları yüklü malları, bu seviyelerden kolayca satamayacaklardır. Bu durum, kurulduğu günden beri 2 centi kıramayan endeksin, 2 centi aşacağı konusundaki ümitleri kuvvetlendirmektedir.
Önümüzdeki hafta, endeks-30 kağıtlarından kamu, banka, holding ve telekomünikasyon şirketlerindeki alımlarla, endeksin yükselişine devam edeceğini beklemekteyiz.

Borsa beklenti içinde

Bütçe görüşmelerini bekleyen borsada, ilgili açıklamalar etkili olamadı. Yalnızca hükümet ortaklarının “mutabakat içinde” olması dışında piyasalarda hareketlenme sağlayacak yeni bir gelişmenin olmaması borsanın dünü sıkıntılı geçirmesine neden oldu. Başbakan Bülent Ecevit’in yaptığı açıklamalar piyasaların beklentileri doğrultusundaydı. Başlangıçta alımlar gelmesine karşılık, bu alımlar hemen kâr amaçlı satışlara döndü. Para girişinin de sağlanamadığı piyasada dün ilk seansta 3 puanlık yükseliş vardı. İlk seansta 5 bin 704 puana artan borsa, ikinci seansa, satış baskısı içinde, oldukça sıkıntılı başladı. Bir ara yükselişi deneyen piyasa 5 bin 750 puan düzeyinin üzerine çıktıysa da buralarda tutunamayarak 5 bin 600’lü düzeylere geriledi. Önceki gün 80 puan kaybeden borsa, dün ancak 17 puanlık bir artışla 5 bin 718 puanla günü kapadı. Yeni bir beklenti olmaması durumunda borsanın görünümü değişmeyecektir. Endeksin 5 bin 700 dolayında tutulmaya çalışılacağını tahmin ediyoruz. Kamu maaş ödemeleri nedeniyle 180 trilyon lira emisyon çıkışı beklenen para piyasası dün güne 141 trilyon liralık artı rezervle başladı. Buna rağmen Merkez Bankası piyasayı 68 trilyon lira fonladı. Merkez Bankası’nın piyasayı fonlaması dün öğleden sonra da İnterbank kanalıyla sürmesine karşılık, repo faiz oranı önceki günkü yüzde 72.53 düzeyinden, yüzde 76.46’ya çıktı. Bono piyasası da hisse senedi piyasasında olduğu gibi sıkışık bir işlemle günü geçirdi. Satış baskısının yoğun olarak duyulduğu piyasada en çok işlem gören 23 Ağustos 2000 vadeli bononun faiz oranı yüzde 96.06 oranıyla günü kapadı. Ancak bugün valörlü işlemlerde faiz oranının yüzde 95.70 dolaylarına gerilediği gözlendi. Bu gün de para piyasasında emisyon çıkışlarına bağlı olarak para ihtiyacı yüksek olacak. Bu nedenle, repo faiz oranları yüksek düzeylerini koruyacaktır. Bono piyasasında ise var olan sıkıntılı durumun süreceğini tahmin ediyoruz: Dün döviz piyasasında pariteden kaynaklanan bir hareketlilik gözlendi. Alıcı ve satıcıların genellikle dengeli olduğu piyasada Merkez Bankası kapanışa yakın alım yönünde müdahalede bulunarak fiyatları destekledi. Bugün de emisyon çıkışlarından kaynaklı para ihtiyacı nedeniyle döviz piyasasında satıcılı bir seyir izlenecektir. Ancak, serbest piyasada alımlar beklenebilir.

Borsa bütçe görüşmelerine kilitlendi

İçinde bulunduğumuz haftaya da satış eğilimiyle başlayan borsada, haftanın ilk günü, endeks 95 puan yitirerek 5 bin 699.77 puana geriledi. İlk gün işlem hacminin de 63.9 trilyon liraya gerilediği borsa dün toparlanmayı denedi. Dünkü ilk seans sonunda 5 bin 824 puana ulaşan endeks ikinci seansta özelleştirmeyle ilgili açıklamaların etkisiyle 5 bin 858 puana kadar yükseldi. Ancak, para girişinin olmaması nedeniyle, bu puan düzeyinden döndü. Endeks, 5 bin 750 puana kadar gevşedi ve bu düzeyde yatay bir seyir sonunda günü 5 bin 782 puanla kapattı. Borsanın, ortaya çıkan her habere tepki verdiği bu dönemde özelleştirmeyle ilgili açıklamaları olumlu karşılayarak yönünü yukarı çevirdiği gözleniyor. Ancak, bunların yeterince doyurucu olmaması alımların yerini satışlara bıraktırıyor. Diğer taraftan bütçe görüşmeleri de borsanın seyrini belirleyecek bir diğer gelişme. Orta ve uzun dönemde olumlu beklentiler olmasına karşılık, borsaya şimdilik ivme kazandırabilecek bir gelişme henüz yok. Özelleştirmeyle ilgili haberler olumlu karşılanmasına karşılık, yeterli bulunmadı. Şimdilik, var olan pozisyonların korunması ve gelişmelerin izlenmesi yararlı olacaktır. Bütçe görüşmelerinin seyri oldukça önem taşıyor. Haftanın ilk günü, piyasadaki para sıkıntısı nedeniyle yüzde 79 oranlarına kadar ulaşan repo faizleri dün gün sonunda yüzde 73.59 düzeyindeydi. Bütçe görüşmelerini bekleyen bono piyasası ise dün yapılan özelleştirmelerle ilgili açıklamalara olumlu tepki verdi. Açıklamanın ardından alıcılı bir seyre geçen bono piyasası gün sonunda ortalama bileşiklerde ortalama yüzde 96 düzeylerinde kapandı. Ancak, valörlü işlemlerde yüzde 95 düzeyine doğru gerileme gösteren bono piyasası, borsada olduğu gibi sınırlı tepki verdi. Piyasada oluşan olumlu havaya karşılık faiz oranlarındaki gerilemenin yüzde 95’in altına fazlaca ineceğini tahmin etmiyoruz. Hafta başında da satışların sürdüğü döviz piyasasında, satışların dün de sürdüğü gözlendi. Merkez Bankası kapanışa bir dakika kala alım yönünde müdahale ettiği piyasada önümüzdeki günlerde de önemli bir hareket beklemiyoruz.

Beklentisizlik borsayı çekici bir yatırım alanı olmaktan çıkarıyor

Geçtiğimiz haftanın son gününü de sıkıntılı iki seansla geçiren borsa, haftayı 60 puanlık bir düşüşle kapadı. Gün içinde en az 5 bin 719, en çok 5 bin 882 puan arasında dalgalanan piyasa, haftayı 5 bin 794 puanla kapatırken, toplam işlem hacmi 72.74 trilyon lirada kaldı. Piyasada var olan hareketlerin genellikle işlem hacmi düşük hisselerde al-satlar biçiminde yoğunlaştığı piyasa, tam bir beklentisizlik içinde bulunuyor. Daha önce güçlü destek noktası olarak belirttiğimiz 5 bin 750 puanın da altına inen borsa, bu haftadan başlayacak olan ve 17 Ekim 1999 tarihinde meclise sunulacak 2000 yılı bütçesine göre yönünü belirleyecektir. Önümüzdeki günlerde de bulunduğu düzeyleri korumaya çalışacak olan borsada 5 bin 400 düzeylerine kadar gerileme sözkonusu olabilir. Henüz somut bir gelişme olmaması ve beklentisizlik, borsayı çekici bir yatırım alanı olmaktan çıkarıyor. Piyasa oyuncuları olarak tanımladığımız yatırımcılar yine günlük al-sat’larla kazanç sağlamaya çalışacaklardır. Türk Lirası sıkışıklığının, geçtiğimiz haftanın son günü de sürdüğü para piyasasında Merkez Bankası, piyasanın ihtiyacını karşılamayacak ölçüde fonlama yaptı. Bu nedenle repo faiz oranları yüzde 76 düzeyine kadar çıktı. Ortalama faiz ise yüzde 72 olarak gerçekleşti. Bono piyasasında ise geçtiğimiz perşembe günü ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal’ın, “IMF ile stand-by dışında başka seçeneklerin de olduğu” yolundaki sözlerinin olumsuz etkisi sürdü. Geçen haftanın son günü boyunca satış ağırlıklı bir seyir izlenen piyasada bazı vadelerde 3,5 puana kadar artışlar kaydedildi. Bono faizlerinin bir süre yüzde 95 ile yüzde 98 aralığında dalgalanacağını tahmin ediyoruz. Bir biçimde bu düzey yukarı doğru kırılırsa, yüzde 103 oranlarına kadar çıkış yaşanabilir. Döviz piyasasındaki satış ağırlıklı gidiş, geçtiğimiz haftanın son günü de etkisini sürdürdü. Merkez Bankası, yine bankalardan dolar alarak fiyatları destekledi. Piyasada var olan para darlığına göre hareket edecek olan döviz piyasasında Merkez Bankası’nın denetimi sürecektir.

Borsa yükselişi denedi

Önceki gün, 5 bin 750 puan düzeyinde güçlü bir destek bulan borsa geçtiğimiz çarşamba gününü 5 bin 923 puanla tamamladı. Önceki günkü yükselişin başlıca nedeni olarak, Başbakan Bülent Ecevit’in aynı gün öğleden sonra yaptığı, ekonomiye ilişkin açıklamalar gösterilebilir. Diğer taraftan, dokuz aylık bilanço beklentilerine bağlı olarak, çeşitli hisselerde hareketlenmeler de bulunuyor. Kısa dönem için beklentisi kalmayan ve bu nedenle önemli bir hareket beklemediğimiz borsa, dün de ilk seansta 26 puan daha artarak 5 bin 949 puana yükseldi. Güne alımlarla başlayan borsada ilk seans sonuna doğru gelen satışlar yükselişin sınırlı kalmasına neden oldu. Bütçe görüşmeleri ve IMF ile yapılacak stand-by anlaşmasıyla ilgili beklentilerin halen sürmekte olduğunu söyleyebiliriz. Dünkü ilk seans sonunda 41 trilyon liralık işlem hacmi oluştu. Gün içinde 5 bin 966 puana kadar yükseliş kaydeden borsada bu düzeylerde kâr amaçlı satışların gelmesiyle endeks günü 5 bin 855 puanla kapadı. Piyasada yeni bir sürpriz olmaması durumunda endeksin içinde bulunduğu bantta kalacağını tahmin ediyoruz. Piyasaya para girişinin olmaması daha fazla satış ya da alış yönlü davranışı engelliyor. İşlem hacmi darlığı nedeniyle endeksin 5 bin 800 düzeylerinden daha fazla düşmesini de beklemiyoruz. Önceki gün, gelir vergisi ve stopaj ödemelerinin yanı sıra, Hazine’nin itfasının üzerinde borçlanmasının da artırdığı Türk Lirası sıkışıklığı nedeniyle, repo faiz oranları yüzde 70 düzeylerinde oluştu. Dün de sıkışıklığın etkisinin yoğun bir biçimde duyulduğu para piyasalarında gecelik repo faizleri yüzde 72.40 olarak belirlenirken, bono piyasası güne alıcılı başladı. Ancak, Devlet Bakanı Recep Önal’ın IMF ile stand-by’dan başka arayışlar da olduğu yolundaki açıklamaları, yüzde 95’in altına gerileyen bono faiz oranlarının yeniden önceki gün düzeylerine çıktı. En çok işlem gören 23 Ağustos 2000 vadeli bononun faiz oranının yüzde 96.22 olarak belirlendiği bono piyasasında, faiz oranları var olan bant içinde hareket edecektir. Döviz piyasasında, önceki gün olduğu gibi yine Merkez Bankası’nın alım yönlü müdahalesi vardı. Merkez Bankası’nın dolar alarak fiyatlara destek olduğu piyasa, oldukça hareketli olan dış piyasalara da endeksli olarak hareket edecek.

Borsaya para girişinin sağlanamaması kırılması beklenebilir

İçinde bulunduğumuz haftanın ilk günü de sıkışık seanslar sonunda 111 puan daha kaybeden borsa dün güne 5 bin 850 puanla başladı. Önceki günkü bu düşüşte beklentisizliğin yanı sıra beklendiği gibi yüksek çıkan eylül ayı enflasyon oranları da etkiliydi. Para girişinin sağlanamadığı ve yeni bir beklentinin oluşmadığı piyasada dün de sıkışıklık egemendi. Satış ağırlıklı seyre karşın para çıkışının da fazlaca olmadığı piyasadaki bu tıkanıklığın bütçe görüşmelerine kadar süreceğini tahmin ediyoruz. Borsa dün geçtiğimiz haftanın son gününde ortaya çıkan 5 bin 800 teknik desteğinin de altına indi. Ancak, buradan gelen alımlarla destek noktasının üzerinde kalmayı başaran hisse senedi piyasası dün günü 5 bin 822.21 puanla kapadı. Oluşan işlem hacmi ise 61 trilyon lira düzeyinde kaldı. Borsaya para girişinin sağlanamaması durumunda endeksin 5 bin 400 puana doğru kırılması beklenebilir. Para girişi için yabancıların piyasaya girmesi gerekiyor. Ancak, henüz bu gerçekleşmiş değil ve borsa kendi özgücüyle hareket etmeye çalışıyor. Piyasanın bir süre daha sıkışık ve sıkıntılı seyri sürecektir. İşlem hacmi düşük düzeylerde olduğu için, endeksin 5 bih 400 puan düzeyinin altına inmesini şimdilik beklemiyoruz. Hafta başında da Türk lirası sıkışıklığının egemen olduğu para piyasasında, önceki gün, yüzde 70 ile 77 arasında hareket eden repo faiz oranı yüzde 72 düzeyinde kapandı. Dün de sıkışıklık sürdü ve Merkez Bankası piyasayı fonlamasına karşın, repo faiz oranı kapanışta yüzde 71.92 düzeyindeydi. Önceki gün, hem para sıkıntısı, hem de yüksek çıkan enflasyon oranları nedeniyle satıcılı bir gün geçiren bono piyasasında faiz oranları ortalama bileşikte yüzde 97.5 oranına kadar çıktı. Önceki günü yüzde 96.5 düzeyinde kapatan bono piyasasında, Hazine’nin bu ayki itfasının büyük bölümünü bu hafta gerçekleşecek üç ihaleyle karşılayacak olması da etkili. Genel iyimser havanın sürdüğü bono piyasasında dün de ortalama bileşik faiz yüzde 97 düzeyindeydi. Bono faizlerinde yüzde 98 oranının üzerine çıkılmasını beklemiyoruz. Döviz piyasasında önceki gün bankalara dolar satan Merkez Bankası dün satışta olan bankalararası piyasada alıcı konumundaydı. Piyasada bazı belirsizlikler nedeniyle Merkez Bankası yine yön belirleyici olacak.

Borsa yatırımcısının satın alma davranışı bu kez yaşanmıyor

Türkiye son dönemlerin en yoğun gündemini yaşıyor. Ağustos ayında yaşanan deprem felaketi, sürekli yaşanan IMF trafiği, ardından Avrupa Birliği ile yakınlaşma ve ardından Başbakan Ecevit’in Amerika ziyareti. Deprem felaketi dışında gündemin tamamı ekonomik açıdan Türkiye’nin gelişimine önemli olumlu etkileri olacak. Deprem felaketine rağmen, Türkiye 2000 yılına umutla bakıyor, yaraların sarılacağına inanıyor. Tüm bu gelişmelere rağmen, ekonominin en önemli barometrelerinden biri olan İMKB bu olumlu beklentilere beklenen tepkiyi vermiyor. Bunun hiç kuşkusuz bir nedeni var. Bu neden ise, bu gelişmelerin tamamının hâlâ beklenti halinde olması ve henüz reel ekonomiye bir artı değer katmamasıdır. Borsa yatırımcısının klasik beklentiyi satın alma davranışı ise bu kez yaşanmıyor. Beklentinin satın alınmaması ise, yerli yatırımcıların uzun zaman önce bu beklentiyi satın alıp, yoğun hisse pozisyonunda olmaları, yabancıların ise bekle gör konumunda olmalarıdır.
AÇIKLAMALAR UMUTLARLA ÖRTÜŞMÜYOR Bir önceki haftayı 6 bin 232 puandan kapayan İMKB endeksi, geçtiğimiz hafta Pazartesi günü 6 bin 92 puana kadar geriledi. Bunun en önemli nedeni, basında haftasonu başlayan Ecevit’in ABD ziyaretinin ilk izlenimlerinin hayal kırıkılığı olduğu ve IMF ile görüşmelerin oldukça zorlu geçtiği tarzında yorumlardı. Hatırlanacağı üzere ABD ziyareti için çok büyük umutlar beslenmişti. İlk etapta yapılan tekstil kotaları vb açıklamalar ise, bu umutlarla örtüşmüyordu. Borsa bu gelişmelere 140 puanlık düşüşle karşılık verdi. Bu ilk tepkinin ardından Cuma gününe kadar İMKB’de sıkıcı seanslar yaşanmaya başlandı. Salı günü 6 bin 86 puana gerileyen endeks, Çarşamba günü bu düşüşü telafi ederek tekrar 6 bin 92 seviyesine yükseldi. Perşembe günü ise endeks 20 puan gerileyerek 6 bin 72 puana düştü. Cuma gününe gelindiğinde ise, enflasyon riskini almak istemeyen yatırımcıların satışları ile, endeks psikolojik desteği olan 6 bin puanın altına inerek 5 bin 962 puandan kapadı.
HAZİNE VADE UZATMA ÇABASINDA Geçtiğimiz haftaya alımların etkisiyle yüzde 92 bileşik seviyelerinde başlayan bono faizleri Başbakan Ecevit’in ABD ziyaretine ilişkin beklentilerin gereçekleşmemesi ve Hazine’nin ABD garantili tahvil satışında bulunmaması gibi olumsuzlukların etkisiyle yüzde 97 seviyelerine yükseldi. Yükselişi enflasyon rakamları ve Hazine’nin son üç aya ilişkin iç borç takvimi beklentilerinin oluşturduğu belirsizlikler destekledi. Faizlerin yüzde 100’ün üzerine çıkmamasının nedeni ise, Hazine’nin itfasının altında borçlanması ve IMF görüşmeleri konusunda gözlerin Ekim ayına çevrilmesi idi. Hafta sonuna doğru açıklanan iç borç programında Hazine yine uzun vadeli ihalelere yer verdi. Hazine’nin borçlanma takvimine göre 4 Ekim’de 2 yıl vadeli, 3 Ekim 2001 itfalı ihalede 750-800 trilyon TL, 5 Ekim’de 3 yıl vadeli 14 Ağustos 2002 itfalı ihale ile 231 gün vadeli 24 Mayıs 2002 itfalı ihalelerde toplam 700-800 trilyon TL arasında borçlanmayı hedefliyor.
DÖVİZDE MB MÜDAHALESİ SÜRÜYOR Geçtiğimiz hafta, 20 Eylül’den bu yana döviz satışı yapmayan Merkez Bankası, iç piyasadan ve yabancı yatırımcılardan gelen döviz talebini karşılamak amacıyla satış müdahalesinde bulundu. Yabancıların döviz talebi Hazine’nin 132.7 trilyon TL’lik itfasından, iç piyasadan gelen talep ay sonu pozisyonlarının kapamasından kaynaklandı. Ancak ekim ayının başlamasıyla birlikte pozisyonlar yeniden açılmaya başlandı. Merkez Bankası hızlandırdığı kur artış hızı binde 1.3’lerde seyrederken, Eylül ayı itibariyle yüzde 3.89’lar seviyesinde gerçekleşti. Doların paritenin etkisiyle değer kaybetmesine rağmen, mark geçtiğimiz haftanın en kazançlı yatırımı oldu.

Borsa düzeltme yaptı

Bir hafta süreyle ABD toplantılarına endeksli bir bekleyiş içinde olan borsa geçtiğimiz haftayı 6 bin puanın altında kapattı. ABD’den geçtiğimiz haftanın son gününe kadar gelen haberlerle, beklentilerin yerini, bir parça karamsarlık almıştı. Diğer taraftan, ABD’den gelen haberler arasında tekstil kotalarında, 2 yıl süreyle 108 trilyonluk artış olması borsada yeterince etkili olmadı. Tekstil hisselerinde belirgin bir canlanma olmasına karşılık, bu durum endeksi etkilemedi. Özellikle kamu hisselerinde yaşanan düşüşün ardından, borsa geçtiğimiz haftayı 110 puan yitirerek 5 bin 961 puanla kapattı. İşlem hacminin de oldukça düşük olduğu borsada asıl sorun para girişinin olmamasıdır. Para girişi sağlanamadığı için borsada ciddi bir hareket yaşanmıyor. Öte yandan, uzun dönemde, Türkiye ekonomisini olumlu etkileyecek bazı gelişmeler bulunuyor. Bunlardan biri enerji yatırımları. Bu konuda ABD’den gereken finansman sağlanmak üzere. Diğer bir gelişme de Hazar petrollerinin Türkiye üzerinden geçirilmesiyle ilgili olumlu gelişmelerdir. Bu hafta piysaları en çok etkileyecek beklenti açıklanacak olan enflasyon oranlarıdır. Eylül ayı enflasyon oranlarının yüzde 5-6 dolaylarında açıklanması bekleniyor. Bu beklenti geçtiğimiz haftanın son günlerinde piyasalarda olumsuz etkisini göstermişti. Dış ticaretteki gerilemenin yüzde 5 oranının altına inmesi piyasalarda olumlu karşılanması beklenen bir gelişme. Önümüzdeki günlerde borsanın 5 bin 800 ile 6 bin puan aralığında hareket etmesini bekliyoruz. Piyasalardaki görece likidite rahatlaması nedeniyle, repo faiz oranları haftayı yüzde 72 düzeyinde kapatırken, bono faizleri de yaklaşık yüzde 1,5 oranında gerileme kaydetti. Bono piyasası Hazine’nin borçlanma programının beklentiler doğrlutusunda olması nedeniyle alıcılı bir gün geçirdi. Ancak bunun kalıcı olacağını sanmıyoruz. Özellikle açıklanacak enflasyon oranları piyasanın davranışını etkileyecektir. Geçtiğimiz haftayı ortalama yüzde 95.58 faiz oranıyla kapatan bono piyasasında, uzun vadede yüzde 94 faiz oranlarının alım için uygun olduğu kanısındayız. Döviz piyasasında geçtiğimiz haftanın son günü gelen satışlar karşısında Merkez Bankası alım yaparak piyasaya müdahale etti.Piyasanın bu hafta da geçtiğimiz haftadan farklı bir seyir izlemesini beklemiyoruz. Ancak serbest piyasada alımlar gözlenebilir.

Borsanın taze para ihtiyacı

İMKB endeksi hissettirmeden yavaş yavaş gerilemesini sürdürüyor. Her hafta bir önceki hafta kapanışının yaklaşık yüzde 2-3 altında kapatıyor. Geçtiğimiz haftaya 5 bin 962 puandan başlayan endeks, Pazar günü açıklanan ve beklenenin üzerinde gerçekleşen enflasyon oranlarının olumsuz etkisiyle, Pazartesi gününe düşüşle başladı. Endeks 112 puan gerileyerek 5 bin 850 puana düştü. Aslında, gerek IMF’den gerekse Ecevit’in ABD gezisinden somut haberler gelmemiş olması nedeniyle moralleri bozulan yatırımcılara, yüksek çıkan enflasyon rakamları satış için bahane oluşturmuş oldu. Salı günü bir önceki düşüşün düzeltmesi eğilimi ile alıcılı başlayan seans, nakit girişi olmaması ve alıcıların güçsüz kalması nedeni ile günü yine düşüşle ve 5 bin 822 puandan kapadı.
ENDEKS’TE TOSKAY İZLERİ Haftanın ilk iki gününün teknik düzeltmesi ile, Çarşamba günü endeks 101 puanlık artışla 5 bin 923 puana yükseldi ki, bu geçtiğimiz hafta endeksin görmüş olduğu en yüksek seviye idi. Perşembe günü Çarşamba gününün olumlu etkisi ile hızlı başlayan ve 6 bin puanı deneyen endeks, bunda da başarılı olamadı ve 5 bin 855 puandan kapandı. Yatırımcılar bu belirsizlik ortamında her yükseliş hareketini satış fırsatı olarak değerlendiriyor ve alış eğilimi seans içinde bir anda satışa dönebiliyor. Cuma günü de yatırımcılarda belirsizlik ve tedirginlik sürdü. Yatırımcılar, hükümeti oluşturan parti liderlerinden gelen açıklamalar paralelinde her geçen gün IMF ile yapılacak stand-by anlaşması ile ilgili kuşkulara düşüyor. Cuma günü Tunca Toskay’dan gelen açıklamalar yatırımcıların moralini bir kez daha bozdu ve endeks haftayı 5 bin 795 seviyelerinden kapattı. Böylece borsanın geçtiğimiz hafta kaybı yüzde 2.8’e ulaşmış oldu.
BONOLARDA REEL GETİRİ YÜKSELİYOR Uzun zamandaır durgun seyreden bono piyasalarında, geçen hafta yapılan ihalelerin etkisiyle hareketli günler yaşandı. Bu ihaleler sonrası gelen taleplerin ana nedeni ihraç edilen kağıtların çok cazip olmasıydı. İki yıl vadeli tahvillerin yüksek faizine karşılık beklenen vade sonu enflasyonunun düşük olması büyük bir getiri potansiyeli taşıyor. Üç yıl vadeli değişken faizli tahvil ihalesi için gösterge olması amacıyla ihraç edilen üç ay vadeli bonoların ise cazibesi vadesi. Türkiye riskinden korunmak isteyen yabancı yatırımcılar için çok yüksek bir reel fazi vaat eden bu kağıtlar sağlam bir taleple karşılaştı. Hazine’nin bu hafta gerçekleştirdiği iki yıllık ihalede ortalama faiz yüzde 107.4 olarak gerçekleşirken, 879 trilyon TL’lik satış gerçekleştirildi. Hazine Eylül ayının en büyük itfasını bu ihalelerle sorunsuz atlatmış oldu. Birkaç haftadır yüksek seyreden repo oranlarında geçen hafta da bant yine yüzde 72-73 seviyelerinde idi. Geçen hafta yapılan üç Hazine ihalesinde piyasadan toplam 1.4 katrilyon TL para çekilmesi nakit sıkışıklığı hafta sonuna kadar devam ettirdi.
MAKAS AÇILIYOR MU? Yüzde 5.9 olarak açıklanan Eylül ayı enflasyonunun ardından, Merkez Bankası’nın nasıl bir kur politikası izleyeceği merakla bekleniyor. Faiz/kur makasının açılmış olması, Merkez Bankası’nın devalüasyonu hızlandırmaya yönelebileceği tahmin ediliyor. Uluslararası piyasalarda ise, Almanya’da ekonominin eski parlak günlerine döneceği sinyalleri ile, dolar euro karşısında son iki ayın en düşük seviyelerine kadar geriledi.

Piyasalarda yaprak kımıldamadı

ABD’den gelecek açıklamalara endeksli bir bekleyiş içinde olan borsa önceki gün de durgun bir bekleyiş sonunda ancak 10 puanlık bir artış kaydetti. Endeks gün içinde 6 bin 107 ile 6 bin 6 puan aralığında dalgalanırken, önceki gün oluşan işlem hacmi de 56 trilyon lira düzeyinde kaldı. ABD’de yapılan toplantılarla ilgili olarak, beklentileri olumsuzlaşan borsa çevrelerinin beklediği diğer gelişmeler ise IMF ve Dünya Bankası toplantılarının sonuçları. Bu toplantılardan da Türkiye açısından önemli bir sonuç beklenmezken, önceki günü, 6 bin 96 puanla kapatan borsa dün de ilk seansta 18 puanlık bir artış kaydedebildi. İlk seansta, 6 bin 161 puana kadar yükselen endeks bu noktada gelen satışlarla ilk seansı 6 bin 115 puandan tamamladı. Para girişinin sağlanamadığı piyasada ilk seans sonunda oluşan işlem hacmi ise 43 trilyon lirayla sınırlı kaldı. ABD ziyaretinin sürdüğü ve bu nedenle bekleyişin egemen olduğu piyasa ikinci yarıda satış baskısı altındaydı. 6 bin-6 bin 200 puan aralığında hareket eden piyasa, gün içinde önemli bir gelişme olmamasına bağlı olarak dengeli bir gerlemeyle günü 6 bin 71 puanla kapattı. Piyasaya para girişinin olmaması ve beklentilerle ilgili belirsizliğin sürmesi nedeniyle dün de durgunluğunu sürdüren borsa gelişmelere endeksli bekleyişini sürdürecektir. Dün ABD’de yapılan toplantılarda tekstil kotalarıyla ilgili bir anlaşma imzalandı. Bu nedenle tekstil hisselerinde bir hareketlenme de söz konusu olabilir. Önceki gün, para piyasasının görece rahat olması nedeniyle yüzde 65-70 aralığında dalgalanan repo faizleri, dün yüzde 76.68 oranından işlem gördü. Merkez Bankası, dün 285 trilyon lira eksi rezervle başlayan piyasaya iki repo ihalesi kanalıyla 267 trilyon lira verdi. Bono piyasası da var olan düzeylerini korudu. ABD ziyaretinin sonuçlarının beklendiği piyasada durgunluk egemen. Piyasada önümüzdeki günlerde de önemli bir hareket beklemiyoruz. Bu arada piyasada önemli beklenti oluşturan ABD ziyareti de başlangıçtaki önemini yitirmiş bulunuyor. Piyasa yine de somut açıklamalar beklerken, açıklanacak olan enflasyon oranları etkileyici olabilir. Piyasalardaki likidite sıkıntısına bağlı olarak, repo faiz oranları bugün de yüksek seyredecektir. Bankaların pozisyon kapamaları nedeniyle dün yüksek açılan döviz piyasasında, Merkez Bankası önceki gün olduğu gibi piyasaya satış yönünde müdahale etti. Piyasadaki bu yüksek seyir, önümüzdeki günlerde de maaş ödemelerine bağlı olarak sürebilir.

Borsa, haftaya sıkıntılı başladı

Borsa, içinde bulunduğumuz haftaya oldukça sıkıntılı başladı. Haftanın ilk günü, işlem hacmi 82.6 trilyon liraya gerilerken endeks de 86 puan kaybetti. ABD’den gelecek haberlere endekslenen borsadaki bu düşüşte, ABD ile ilgili olumlu beklentilerin zayıflamasıyla birlikte, yüksek enflasyon beklentisi etkili oldu. Önceki günü 6 bin 92 puanla kapatan borsa ,dün de dalgalı bir seyir izledi. 6. günü yalnızca 5 puanlık bir kayıpla kapatan borsada endeks bir ara 6 bin puanın da altına gerilemesine karşılık, mali hisselere, özellikle bankacılık hisselerine gelen alımlar, endeksi yeniden 6 bin puanın üzerine taşıdı. Endeks dün günü 6 bin 86 puanla kapatırken, Başbakan Bülent Ecevit’in önceki gün yaptığı açıklamaların olumlu beklentiler üzerindeki olumsuz etkisi sürüyor. Ecevit’in ABD ziyaretiyle ilgili beklentilerin abartılmaması gerekiyor. ABD’de görüşmeler halen sürmektedir. Ancak, ABD ile Türkiye arasındaki saat farkı nedeniyle, gelişmeleri bu sabah öğrenebileceğiz. Ancak, bildiğimiz gelişmeler, bu konudaki beklentileri yumuşatmış bulunuyor. Ortaya çıkan karamsar havaya rağmen endeksin, 6 bin puanın üzerinde kalması, borsanın şimdilik gelişmelerden fazlaca etkilenmediğini gösteriyor. Beklentiler bir yana bırakılırsa, piyasaların kendi gerçeklerine döndüğü söylenebilir. ABD’den gelecek haberlerin yine de etkileyeceği borsada kısa dönemde fazla bir değişiklik beklemiyoruz.
Piyasalar dün güne artı rezervle başladı. Gecelik repo faizleri günü yüzde 67.53 oranıyla kapatırken bono piyasası ABD ziyaretiyle ilgili gelişmeleri izledi. Piyasada yeni bir beklentinin olmaması ve para girişinin de sağlanamaması nedeniyle faiz oranları ortalama yüzde 95 düzeyinde oluştu. Önümüzdeki günlerde piyasalarda likidite durumunun rahat olması bekleniyor. Bu nedenle repo faizlerinde fazlaca bir artış olmasını beklemiyoruz. Bono piyasası ise ABD’den somut açıklamalar gelene kadar bulunduğu dar aralıktaki seyrini sürdürecektir. Önceki gün Türk lirası sıkışıklığına bağlı olan döviz satışları dün de sürdü. Ancak önceki gün piyasadan dolar alan Merkez Bankası dün herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu günlerde Türk Lirası rahatlığına bağlı olarak döviz piyasasının dengeli bir seyir izlemesini bekliyoruz.

Powered by WordPress