Bu sayfadaki içerik, Adobe Flash Player'ın daha yeni bir sürümünü gerektiriyor.

Adobe Flash player Edinin

Yabancılar borsada ne yapıyor?

Hisse senedi piyasasında yabancı yatırımcıların davranışları her zaman çok dikkat çekici olmuştur. Uzun zamandan bu yana Türk hisse senedi piyasasında var olan yabancılar ne yaptılar? Pozisyonları ne idi? Borsadaki fiyat hareketlerine etkileri nasil oldu?

İMKB’nin kısa tarihçesine şöyle bir göz attığımızda, yabancı yatırımcıların bu piyasada son on yıldır en önemli oyuncular olduğunu görmekteyiz. Özellikle vadeleri 3 ila 5 yıl arasında değişen yabancı büyük fonların, İMKB’ye girişiyle birlikte, yurtiçi yatırımcı da dikkatli bir şekilde yabancıların yaptığı hareketleri takip etmeye başladılar. Yabancı yatırımcılar yılbaşından bu yana ne yaptılar? Alış tarafında mı yoksa satış tarafında mı idiler? Yabancı şirketlerin Türkiye’de kullandıkları takas aracı kurumları Osmanlı Bankası, Citibank ve Chase Manhattan’ın hisse senedi stok durumlarına bakıldığında bu az da olsa anlaşılıyor. Örneğin 2000 Ocak ayı sonu itibari ile işlem hacmi en yüksek 50 hissenin halka açık bölümlerinin yüzde 72’lik kısmı yabancıların elinde bulunuyordu. Yani yukarıda sayılan üç bankanın takas kayıtlarında idi. Ardından yabancı yatırımcıların Türkiye piyasasında poziyonlarını azalttığı tabloda da açıkça görülüyor. Ancak kısa vadeli girişler olmasına rağmen, 2000 yılı boyunca yabancı yatırımcıların Türkiye piyasasından çıktığı görülüyor. Özellikle Temmuz ayında bu oranın yüzde 50’nin altına indiği gözlemleniyor. Asıl dikkat çekici nokta ise, 2000 yılının başından bu yana yabancıların payı ikinci kez Ekim ayında yüzde 47 seviyelerine kadar geriliyor. Buradan anlaşılıyor ki; Ekim ayındaki yükseliş hareketini tamamen yurtiçi yatırımcılar yaptı ve yabancı yatırımcılar bu çıkış trendini satış fırsatı olarak değerlendirdi. Şirket bazında bakıldığında ise; bir çok hissede yabancı yatırımcılar yılbaşındaki oranlarının oldukça altına inmiş durumdalar. Örneğin yılbaşında Koç Holding’in halka açık kısmının yüzde 63’ü yabancı yatırımcıların elinde iken, Ekim ayı sonu itibari ile bu oran yüzde 52 seviyelerine kadar inmiş. Aynı şekilde; yılbaşında Sabancı Holding’in halka açık kısmının yüzde 64’ünü elinde tutan yabancı yatırımcılar, bu oranı Ekim sonu itibari ile yüzde 25 seviyelerine kadar çekmişler. Önceki dönemlerde yabancı yatırımcların uzun vadeli pozisyon aldıkları ve kısa süre içinde pozisyonlarında radikal değişimler yapmadıkları bilinen bir gerçekti. Ancak her an her türlü gelişmenin yaşanabileceği Türkiye gibi bir piyasada yabancı yatırımcılar da esnek olmayı ve hızlı poziyon değiştirmeyi öğrenmiş gibi görünüyorlar. Diğer bir ifade ile yabanci yatırımcılar da biraz bizden oldular. Yukarıdaki tablolar bakış açınıza göre iki şekilde değerlendirilebilir. Birincisi ve olumsuz olan; yabancı yatırımcılar her yükseliş dalgasını satış fırsatı olarak görüyorlar ve Türkiye’ye tam olarak inanmıyorlar. İkincisi ve olumlu olan ise; yabancı yatırımcılar IMF ile sürdürülen programa inanıyorlarsa, yüzde 47’lik payın artması gerekli ve bunun içinde yabancı yatırımcılar alıma gelecek. Biz uzun zamandan bu yana bu programın devam edeceğine ve üç yıllık süreç içinde Türkiye’nin tek haneli enflasyonu yaşayabileceğine duyduğumuz inancı yineliyoruz.

 

Borsa mantığı

Adamın biri on milyon dahi etmeyecek yaşlı ve zayıf eşeğini pazara çıkartmış.
İlk müşteriye biraz da yüksekten atarak, “50 milyon kardeşim” demiş.
Adam hiç itiraz etmeden 50 milyonu saymış, eşeği alıp götürmüş.
Bizimkini sarmış mı bir şüphe.. Yatakta gece boyunca dönmüş durmuş. “Bu eşeğin benim bilmediğim bir hikmeti olmasın” deyip ertesi gün eşeği alan adamı bulmuş, 100 milyona geri istemiş. Bu sefer ikincisi şüphelenmiş.. Geceyi uykusuz geçirdikten sonra gidip ilk sahibine 200 milyon teklif ederek eşeği geri almış. Hafta boyunca eşeğin fiyatı katlanarak artmış. İkinci haftanın başında eşeği elinde tutana diğeri bir milyar lira verirken seyredenlerden biri müdahale etmiş: “Yahu kardeşim, on milyon etmeyecek eşeğe bir milyarı nasıl veriyorsunuz?” Başından beri hadiseyi bilen bir esnaf söze karışmış:
“Hiç öyle deme, bir haftada bu eşeğin fiyatı 50 milyondan 1 milyara çıktı. Teknik analize göre 1 milyar 100 milyonda bir direnci var.. Burayı kırarsa haftaya 2 milyar olması işten bile değil.”

2012′de en çok hangi para değer kazanacak?

2012de-en-cok-hangi-para-deger-kazanacak

Enflasyonun geçen yıl çift haneli çıkmasının ardından Merkez Bankası, yüzde 5 olan 2012 hedefine odaklandı. Enflasyonun dış açık ve cari dengeden daha öncelikli olduğunu belirten Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, “Bu nedenle Türk Lirası’nın değer kazanmasına izin vereceğiz. 2012′de Amerikan Doları’nı yeneriz. TL, dünyada en çok değerlenen paralardan birisi olacak.” dedi.

Enflasyonun 2011′de hedefleri aşarak 10,45′e yükselmesinin ardından, Merkez Bankası bu konudaki gayretlerini yoğunlaştırdı. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, mevcut durumda enflasyonun dış açıklar ve cari dengeye göre daha öncelikli bir problem alanı olduğunu belirterek, bu nedenle Türk Lirası’nın değer kazanmasına izin vereceklerini söyledi. TL’nin zayıflaması için hiçbir engel olmadığını vurgulayan Başçı, TL’nin değerlenmesinin kendiliğinden olmaması halinde Merkez Bankası’nın gerektiğinde elindeki bütün araçları kullanacağını ve TL’nin bu yıl en çok  değer kazanan para birimlerinden biri olmasını sağlayacaklarını kaydetti.

Erdem Başçı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen ‘Para Politikaları’ konulu konferansta, parasal sıkılaştırmayla hem kredilerdeki artışı düzenleyebildiklerini hem de kur üzerindeki değer kaybı baskılarını bertaraf edip TL’ye değer kazandırma yönünde hareket edebildiklerini dile getirdi. Başçı şöyle konuştu: “Türk Lirası, Amerikan Doları’nı yenebilir mi? Anahtar soru bu. Güvenli liman, likit liman, tek rezerv para dünyada. Panik halinde bütün paralar değer kaybediyor Amerikan Doları’na karşı. Böyle bir paraya karşı şansı var mı? Biz diyoruz ki Türkiye’de var. Çünkü bizim araçlarımız dünyanın hiçbir yerinde olmayan araçlar, çok güçlü araçlar. Biz 2012 yılında Amerikan Doları’nı yeneriz Türk Lirası olarak. Bu çok iddialı bir laf, bunu bir kenara yazın. Senenin sonunda tekrar konuşalım. Şöyle bir problem, ihtimal var; gelecek senenin sonunda farklı bir problemi konuşuyor olabiliriz. TL aşırı değerleniyor, başkan yardım et. İhracatçılar olarak çok zor durumdayız, bir şeyler yap.” Başçı, dünyada çok bol miktarda kısa vadeli finansman imkânı bulunduğunu ve Türkiye’deki cari açıktaki büyümenin kredilerin ve dış finansmanın bol ve ucuz olmasından kaynaklandığını ifade etti. Başçı, “Bunu bilmeliyiz, yine o  yüzden TL’nin zayıflaması için bir sebep yok. 2012, Türk Lirası’nın dünyada en çok güçlenen, en çok değerlenen paralardan birisi olduğu bir yıl olacak. 2012 yılında Türk Lirası’na yatırım yapanlar hep kazanacak. Bu çok doğal şekilde, kendiliğinden olacak. Fakat bunun Türk kamuoyuna anlatılması, yanlış algının giderilmesi gerekiyor.” dedi.

Gelinen noktada cari açığa ilişkin aldıkları tedbirlerin etkili olduğuna dikkat çeken Başçı, cari açık konusunda Merkez Bankası’nın analiziyle yurtiçinde ve dışında yapılan analizler arasında fark olduğuna işaret etti. Paranın patronu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Biz Merkez Bankası olarak ‘Cari açık, bol ve ucuz finansmandan kaynaklanıyor. Para kıtlığından değil, paranın bol olmasından kaynaklanıyor’ diyoruz. Bu şekilde bir teşhis, farklı tedavi gerektirir. Diğer teşhis şu, Türk Lirası yıllarca bastırıldı, aşırı değerlendi. Sonucunda ithalat-ihracat arasındaki fiyat dengesine bakıldığında burada sağlıklı fiyat dengesi yoktur, dolayısıyla bu kendini düzeltecektir. Cari açık da bu yüzdendir. İkinci analiz türü çok yaygın ve hatalı. Bunun hatalı olduğunu bilmezsek teşhisimiz yanlış olur ve kaybederiz.” Başçı’ya göre, gelişmiş ülke merkez bankalarının sağladığı bol likidite gidecek yer arıyor. Teker teker güvenli yerlerin sayısı azalıyor. Böyle bir dünyada Türkiye gibi bir ülke çok rahat dış finansman bulabilir ve zaten buluyor. Cari açığın kredi büyümesinden kaynaklandığına işaret eden Başçı, “Biz bu aşırı kredi büyümesini yavaşlatmayı başardık kademeli olarak ve inanılmaz finansman gelecek Türkiye’ye ve çok rahat bir şekilde bu finansman sağlanmaya devam edecek, Avrupa’daki problemlere rağmen. Avrupa bankaları zor durumda kalsa bile dünyada başka bankalar var, fon kaynakları orada olduğu sürece, Türkiye’ye finansman gelmeye devam edecek. TL değer kazanmaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.

Erdem Başçı’nın önümüzdeki dönemde TL’nin değerlenmesine izin verecekleri açıklaması ve dün düzenlenen gün içi döviz satım ihalelerinin yanı sıra beklentilerden iyi gelen ABD tarım dışı istihdam verisiyle dövizde düşüş gözlendi. Önceki gün kapanışta serbest piyasada 1,8850 lira olan dolar, dün Kapalıçarşı’da günü 1,8790′dan kapattı. Aynı şekilde önceki gün 2,4390 lira olan Euro dün 2,3890 liradan satıldı. Merkez Bankası’nın dün en fazla 1 milyar 700 milyon dolar tutarla açtığı döviz satım ihalesine, 521 milyon dolarlık teklif geldi. 100 milyon dolarlık satışın gerçekleştirildiği ihalede, ortalama fiyat 1,8785 lira oldu.

Euro satıp Türk Lirası alın

FİBA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin, Merkez Bankası’nın ’2012′de TL alın’ stratejisine destek verdi. Bloomberg HT’de Yönetim Katı programına katılan Özyeğin, “Bu seviyelerden döviz ama özellikle Euro bozup TL almak oldukça iyi bir yatırım gibi görünüyor.” değerlendirmesini yaptı. Özyeğin, Euro’da değer kaybının devam edeceği, ABD’nin parasal genişlemeye gitmesi halinde, doların da bir miktar değer kaybedebileceği tahmininde bulundu.

Fransa’nın ülke notunun düşeceği korkusu

 

Avrupa’yı not düşüşü, FED’i dolardaki yükseliş korkusu sardı

 

ABD ekonomik verileri toparlanmaya işaret ederken Avrupada bir türlü sular durulmuyor. Avrupa’yı yeniden not düşürme korkusu sarınca borçlanma ihaleleri yakından izlenmeye başlandı. İtalya’da faiz oranları yüzde 7 olan tehlikeli bölgede seyrederken İspanya’nın düzenlediği ihale öncesinde bankaların yeniden yapılanması için 50 milyar euroya ihtiyaç olduğu yönündeki açıklamalar piyasadaki faizi yükseltti. Fransa’nın ülke notunun düşebileceği beklentisi borçlanma faizlerine de yükseliş olarak yansıdı. Hatta bununla da kalmadı; euroya çok ciddi satış getirdi. Euro-dolar paritesi 1.2854 destek seviyesini de kırarak 1.27’nin altına, yani 2010 eylül seviyelerine kadar gevşedi. ABD ekonomisindeki “haftalık işsizlik başvuruları ve büyüme“ verilerinin olumlu geliyor olması uluslararası piyasalarda dolara değer kazandırmaya devam ediyor. Geçen hafta dolar, Japon Yeninden tutun da İngiliz Pounduna kadar diğer para birimleri karşısında değer kazanırken Tahtakale’de TL karşısında değer yitirdi. FED’in düşük kur politikalarına rağmen dolardaki yükseliş yeniden üçüncü niceliksel genişleme programını gündeme getirmeye başladı. Geçen hafta FED yetkililerinden bu yönde açıklama geldi.  Altın yine durumdan vazife çıkardı Değer kazanan dolar normal zamanda hisse senedi ve emtia borsalarına satış getirirken geçen hafta ABD borsalarıyla petrol ve altın fiyatları yükselişini sürdürdü. Krizin kaynağındaki Avrupa borsaları ve gelişmekte olan ülke borsalarından, “Emerging Market” az da olsa hâlâ dolara koşuyor. Bu sebeple ABD borsaları yükselişini sürdürebiliyorlar. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda yaptığı tatbikatlar ki bu da bence ABD ile danışıklı dövüş gibi duruyor. Gerginlikle birlikte Uluslararası piyasada petrol fiyatları tırmanıyor. Ancak burada dikkatinizi çekmek istediğim asıl konu, altın fiyatları. Geçen hafta da bahsettiğim gibi 2000 yılında İkiz Kulelerin vurulmasından sonra bukalemun gibi, dünya üzerindeki belirsizliklerden beslenerek 11 yıldır yükselen altın geçen haftada İran-ABD gerginliği bahane edilerek yükselişe geçti. Teknik olarak yükseliş alt bandını zorlayan altın ons fiyatı dolardaki artışa rağmen önce haftalık, perşembe günü de aylık ortalama seviyesinin üzerine sıçrayarak orta vadeli yeni bir yükseliş trendi başlattı.  Tahtakale’de üst sınır düşürülüyor ABD verilerine bağlı olarak uluslararası piyasalarda yeniden yükselişe geçen dolar Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının (TCMB) ciddi müdahaleleri sonrası Türk Lirası karşısında haftalık bazda değer kaybetti. 30 Aralık 2011’de, yani yılın son işlem gününde serbest döviz piyasası ve bankalar arası işlemlerde Dolar- TL paritesi 1.92’yi zorlarken, çok ciddi müdahale eden Merkez Bankası hafta başında üst sınırı 1.9 TL, hafta ortasından sonra da 1.88 TL’ ye düşürdü. Yıl sonu hesaplarını kapatmak için doları 1.9 TL’ye yükselten ve borçlanan bankaların kura destek operasyonlarını boşa çıkartan Merkez Bankası piyasadaki ‘DÜŞEMEZ’ beklentisini kırmayı başardı. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın da net açıklaması beklentinin kırılması üzerinde büyük etki yaptı. TL diğer para birimlerine inat dolar karşısında değer kazandı. Parite aylık ve haftalık ortalama seviyesinin altında haftayı tamamladı. Teknik olarak 1.8840 TL’de haftalık ortalama seviyesinin alttan yukarı seyreden aylık ortalamayı kesmiş olması satışların artarak devam edeceğini söylüyor.

Beklentilerimiz Avrupa ve içinde olduğumuz gelişmekte olan ülke borsalarıyla birlikte düşen İMKB cuma günü 50.000 psikolojik destek seviyesine kadar gevşerken spot piyasadaki satışlar 11.50 bileşikler civarında karşılandı. Aralık başında 10 bileşikten atağa kalkan piyasa 11.62 seviyesinde satışlarla karşılaştı. 11.49 haftalık ortalama seviyesinin altında 10.43’ten cuma günü kapandı. Alımların 10.80 (22 günlük, günlük yükselen ortalaması) seviyesine kadar devamını beklediğimiz piyasanın teknik görüntüsü düşüş beklentimizi destekliyor. 11.50 ve üzeri alım, 10.80 ve civarı satış için uygun seviyeler.  Haftayı 50.182 puandan tamamlayan İMKB 100 endeksinin kısa vadeli 50.000 (psikolojik) – 48.600 destek ve 51.350 – 51.900 (5-22 günlük, günlük ortalamaları) direnç seviyeleri var. 50.000 ve 48.600 destekleri kırılmadan alttaki destekleri çok fazla konuşmayı sevmediğimi sürekli takip edenler bilirler. Ancak bize ulaşan okuyucularıma cevap olsun diye bir şeyler söylemek zorundayım. Arkadaşlar gün doğmadan neler doğar. 38-40 binli destekleri şimdiden konuşmak sadece “nakte dönmüş” düşüş bekleyen yatırmcıların işine yarar. Uluslararası piyasada ‘ayı’ ile temsil edilen yatırımcı kitlesinin unuttuğu 48.600 ve altında 46.300 gibi birçok destek seviyeleri daha var. İran’la ABD arasındaki gerginliği bahane ederek yükselişe geçerek, geçtiğimiz hafta en yüksek 1631 dolardan işlem gören altın piyasasında 1.566 (yükselen bant alt sınırı) – 1.607(22 günlük, günlük düşen ortalaması) – 1.603 (5 günlük, günlük yükselen ortalaması) destek ve 1.704 dolar (daralan flama formasyonu üst sınırı) direnç seviyelerinin dikkatle takibi gerekiyor.

Adnan Yaldız Türkiye Gazetisi

Euronun geleceği 2012

euro

Yunanistan ile başlayan Euro Bölgesi krizi evrilerek ve yayılarak ilerliyor. Alınan önlemlerin yetersizliği krizin her geçen gün derinleşmesinden anlaşılıyor. Yapılan toplantılarda alınan kararların hayata geçirilme sürecinin uzunluğu hem risk oluşturmakta hem de belirsizlikler barındırmaktadır.

 

Bireysel ve kurumsal ekonomi sayfalarında dünyaca ünlü ekonomistler Euro Bölgesi krizinin küresel ekonomi için oluşturduğu risklere dikkat çeken değerlendirmelerle dolu.   Küresel ekonomi için bir şok oluşturmaması için olsa gerek, bir ülkenin sorunlarını çözmeye yönelik bir paketin veya programın benimsenmesinin ardından diğer ülkenin sorunları konuşulmaya başlanıyor. Anlaşılan küresel sermaye, kayıplarını azaltmak için Euro Bölgesi’nin kurtarılmasına yönelik önlemlerle yakından ilgilenmektedir. Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’in kurtarılmasında devreye giren Avrupa Finansal İstikrar Kolaylığı ve Avrupa Merkez Bankası (AMB), sıra İspanya’ya ve özellikle İtalya’ya gelince kaynaklarının yetersizliğinden ve yasal olarak ülkeleri kurtarma yetkisinin olmadığını gündeme getirmeye başladı. İtalya’nın “kurtarılamayacak kadar büyük” bir ekonomi olması farklı senaryoların gündeme gelmesine neden oldu. Küresel sermaye ve Avrupa Birliği’nin patronları (Almanya ve AMB), İtalya’yı teknokrat bir hükümet ile kemer sıkmaya zorluyor.   Euro Bölgesi’nde yaprak dökümü Yunanistan ile başladı ve ardından her birkaç ay içinde bir diğer ülkenin krize girdiği görüldü. Bu, İtalya’dan sonra sırada hangi ülke olduğu sorusunu da gündeme getirdi. 9 Aralık Avrupa Birliği liderler zirvesinin ardından “daha derin ve ileri bir entegrasyona” sıcak bakmayan İngiltere ile Fransa arasındaki tartışmanın hızlanması, sıranın Fransa’ya geldiği, fakat Fransa’nın bundan habersiz olduğu, kendine “Fransız” kaldığı yorumlarının da yapılmasına yol açtı. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürme baskısı altında olan Fransa’nın bu kuruluşlara önce İngiltere’nin notunun düşürülmesini önermesi bu durumu göstermesi açısından önemlidir. Fransa başbakanı ve maliye bakanının İngiltere’nin bütçe açıklarının ve borçlarının daha fazla olduğunu dile getirmeleri, kredi derecelendirme kuruluşlarının dikkatlerini dağıtmaya yöneliktir.   Bu ifadeler Fransa’nın İngiltere’nin Euro Bölgesi dışında olduğunu ve dolayısıyla kendi parasını kullanma otonomisine sahip olduğunun farkında olmadıklarını göstermektedir. İngiltere, borçlarının zamanı geldiğinde ekstra fonlar yaratma imkânına sahiptir ve İngiltere bankasını (Merkez Bankası) bu doğrultuda kullanma olanağına sahiptir. Oysa Fransa’nın ve Fransa Merkez Bankası’nın bu yönde bir politika aracı tek paradan (Euro’dan) dolayı imkânsız gibidir. Yine İngiltere cari açık sorununu kapatmak için gerekirse İngiliz Sterlini değer kaybederek ve rekabetçi hale gelerek bu sorunu kontrol altına alabilir. Oysa Fransa böylesi bir politika aracına da sahip değildir. Bu basit açıklama bile neden kredi derecelendirme kuruluşlarının Fransa’yı daha riskli gördüğüne ışık tutmaktadır.   Fransızlar politik birliğin dünyada daha etkin bir rol oynayabileceğinin ve dolayısıyla Fransa’nın Avrupa’daki etkisinin de artacağının hesabını yapmaktadırlar. Ayrıca Fransa, kendisini Avrupa medeniyetinin kültürel ve siyasal sahibi olarak görmekte ve diğer ülkeleri bu noktada küçümsemektedir. Bu bağlamda Avrupa’nın ciddi olarak bir Fransız sorunu bulunmaktadır.   Ancak İtalya’dan sonra en riskli ülkenin Fransa olduğu ve piyasa aktörlerinin buna göre pozisyon aldığı daha şimdiden görülmektedir. Nisan 2012′deki seçimlere kadar olan süre Fransa için çok kritik bir süreçtir. Eğer ekonomik bir kriz seçime kadar kapıyı çalmaz ise, seçimden sonra işbaşına gelecek hükümetin gündeminde çok büyük ölçekli kemer sıkma paketleri ve yapısal reformlar önemli bir yer tutacaktır.   Almanya’nın malî disiplin hassasiyeti Avrupa Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve malî disiplin taraftarlığı ile birleşince, önümüzdeki dönemde Fransa’nın bu ikili karşısındaki tavrı şimdiden merak konusu olmaya başladı bile. Ekonomistler, teknokrat hükümetin önderliğinde IMF ve AB’nin destek ve gözetiminde İtalya’nın bir şekilde kurtarılabileceğini düşünürken, aynı iyimserliği Fransa için göstermemektedirler. Özellikle Avrupa Merkez Bankası’nın sıkı para politikası uygulamasının baskısı altındaki Fransa, seçimden sonra bütçe açıklarını ve borçlarını kontrol altına almaya yönelik reformların yaratacağı toplumsal direnç ile karşı karşıya kalacaktır. Büyük bir ihtimalle, Euro’nun geleceğini tehlikeye sokacak olan asıl aktör, Fransız ekonomisi olacaktır.   Fransa, kendi ekonomik gerçekliklerini görmemezlikten gelerek ya da iç kamuoyunun gündemini seçime kadar meşgul edecek konular bulmak zorundadır. Sözde Ermeni soykırımını inkâr yasasını, Türkiye’nin bölgesel güç olarak yükselişini önlemeye yönelik bir adım olduğu kadar bir de bu yönde, gündem doldurmak olarak görmek gerekir. Sarkozy, inkâr yasası ile bir hafta kazandı. Zor zamanlarda dış tehdit ile gündemi doldurmak çok yaygın bir uygulamadır. Öyle anlaşılıyor ki, seçime giden Fransa’da İslam ve Türkiye karşıtı ırkçı ve dışlayıcı söylemler gündemi epey işgal edecek gibi. Fransa’nın karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlar, böylesi söylemler ile gizlenmeye çalışılacağa benziyor. Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkan Fransa’nın ekonomik sorunlarının büyüklüğü ve bunları çözmedeki “körlüğü”, sadece kendi ülkesi için değil AB ve dünya ekonomisi için büyük bir risk ve tehdit oluşturmaktadır. * Konya Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Uzmanı

Türkçe Borsa siteleri

Türkçe Borsa siteleri

Küçük tasarrufçunun büyük ümitler beklediği borsanın ne zaman patlayacağını ekonomistler ve yatırımcılar düşünürken, bu değişimleri İnternet’ten dakika dakika izleyip görebilirsiniz. Şu an hali hazırda ABD’de hisse senetlerinin yüzde 70’inin satışı İnternet üzerinden sanal olarak yapılıyor. Bu oranı diğer dünya ülkelerinin borsaları da çok yakın seyrediyorlar. Türkiye’de bu sayı çok fazla değil. İnternet’in gelişimiyle birlikte İstanbul Borsası da bunu kullanmaya başladığı biliniyor. Fakat “tasarrufçuya bu işlemler nasıl yansıyor? Kim ne kadar İnternet’le işlemlerini takip ediyor?” bunun şu anda bir istastiğinin net sonuçları bulunmuyor.
ALIM SATIM
Şu anda küçük yatırımcılar, borsadaki işlerini brokerlara verilen telefon talimatıyla yaptırıyorlar. Brokerler yatırımcının talimatıyla işlem yapıyorlar.
İnternet’ten yapılan Real Tıme ise (anlık alım satım) Türkiye’de yavaş yavaş gelişmeye başlıyor. Yatırımcıların 6 aydır hizmetinde olan; Gedik Yatırım, Ata Yatırım bunlardan sadece birkaçı. İlgili yatırım sitesine girip kayıt olmanızın arkasından size şifre veriliyor. Özel kargoyla gönderilen kişisel bilgileri doldurup tekrar şirkete gönderiyorsunuz. İşlem yaparken de İnternet sitesi her işlem için şifrenizi tekrar etmenizi istiyor. Böylece sizden başka kimse ekranınızda herhangi bir işlem yapamıyor. Verdiğiniz her komut için yatırım şirketleri anlık olarak isteklerinizi yerine getiriyorlar. Şirketler bu işten kazanç olarak brokerlerda olduğu gibi komisyon alıyor. Türkçe borsa sayfalarında bankalar ve aracı kurumlar tarafından oluşturulan A ve B tipi fonların haftalık, aylık verimlerini, en çok kazandıran fonları da görebilmeniz mümkün. Bu sitelerde okuyucuların en fazla rağbet ettikleri köşelerin başında “tiyo” diye adlandırılan borsada yükselebilecek veya alçalabilecek hisse senetlerinin bilgisi herkesi cezb ediyor. Tabii burdaki forum köşlerine de fazla itibar etmek gerekiyor mu gerekmiyor mu sorusu ayrı bir tartışma konusu. Çünkü geçen aylarda Türkiye’deki önemli bir sitedeki borsa formunda birçok yatırımcı yanlış yönlendirilerek spekülasyona maruz kalarak maddi kayba yol açtı. Tabii bunun yanında bu işten para kazanan web sayfaları da var. Daha öncesine kadar şu hisse senedini al şunu sat diyen bir uzman bu bilgileri ücret karşılığı mail atacağını duyurmasının ardından birçok kişiyi kendine üye yapmayı başarabildi. Bu işin uzmanı olan borsacılara da mail atarak ulaşmanız mümkün. Borsa uzmanlarının oluşturduğu e-mail zincirine katılmanız halinde size bilgi akışı da sağlıyorlar. Bu zincire “borsacilar@listbot.com” mail atarak ulaşmanız mümkün. Daha hızlı ve güvenle internet üzerinden alışveriş yapmak veya yapmamak karar sizin.
BU İŞ NASIL OLUYOR Borsayı internet üzerinden oynamak istiyorsunuz adreslerde önünüzde. Peki şimdi ne yapacağım diyorsanız Gedik Online sorduğumuz sorunun cevabını okumanız gerekiyor. Gedik Online ürün sorumlusu Bengi Başar yatırımcının neler yapması gerekiyor sorumuza şu cevapları verdi. “Gedik Online Borsa’ya girdiginizde karşınıza ilk olarak çıkan ekran özet hesap durumu ekranıdır. Sadece hesabınızda bulunan hisse senetlerini satabileceginizden, satmak istediginiz hisse senedinin kodunu özet hesap durumu ekranından tıkladığınızda, o hisse senediyle ilgili satış ekranına ulaşırsınız. Hisse satıs ekranında; satmak istediğinizin fiyatını, miktarını ve emrinizin geçerli olmasını istediğiniz süreyi ilgili alanlara girdikten sonra güvenlik amacıyla sisteme giriş şifrenizi şifre alanına tekrar girip onay tuşuna bastığınızda emriniz iletilmiş olur. Hisse senedi almak istediğinizde, sol tarafta yer alan menüdeki Alış butonunun yanından almak istediğiniz hisse senedinin kodunu secip “ALIŞ” butonuna bastığınızda, o hisse senediyle ilgili hisse alış ekranı karşınıza gelir. Hisse alış ekranının çalışma şekli, hisse satış ekranı ile aynıdır. Online Borsa’da iken sectiğiniz hisse senedinin seans içindeki tüm fiyat durumlarını alış ya da satış ekranını çagırarak görebilirsiniz. Yatırım hesabınızın açılabilmesi için gerekli olan sözleşme yapıldıktan sonra hesabınız açılacaktır . Hesap açılışında herhangi bir alt limitimiz yoktur. İnternet üzerinden hisse senedi alım-satım işlemlerinde uyguladığımız komisyon oranı binde 2 ‘dir”.
NELER YAPABİLİYORSUNUZ Anında borsada alım-satım işlemleri, fon alım-satım işlemleri, borsadaki fiyatları izleyebiliyorsunuz. Araştırma Bölümü tarafından hazırlanan raporlara ulaşarak şirketlerin teknik analizlerini görebiliyorsunuz. Dünyadaki belli başlı borsaları Real-Time izleyebiliyorsunuz. Japonya, Hong-Kong, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, Mesika, Brezilya ve ABD borsalarının en önemli endeksleri DowJones ve NASDAQ. Online ve yıllık grafiklerini ayrıntılı bir şekilde görebiliyorsunuz.
TÜRKÇE BORSA SİTELERİ http://www.imkb.gov.tr/ http://www.analiz.com http://www.gedik.com
http://www.atayatirim.com.tr http://www.demiryatirim.com.tr
http://www.isyatirim.com.tr http://www.hisse.net
http://www.finansinvest.com (test)

http://www.platodata.com.tr

http://www.paradoktoru.com

http://www.tradecnet.com http://www.borsanaliz.com
http://www.garantimenkul.com.tr http://www.hakmenkul.com.tr http://www.emdas.com
http://www.egemen.com http://www.yfas.com.tr http://www.spk.gov.tr

http://www.infomenkul.com.tr

http://www.foreks.com http://www.datascope.com.tr http://www.strateji.com.tr

http://www.gfc24.com/new

Borç sıkıntısı yaşayan ülkeler 2012’de yeniden borçlanmaya ihtiyaç duyacak

Borç sıkıntısı yaşayan ülkeler 2012

Hristiyanların Noel tatili sebebiyle bugünlerde piyasada düşük likiditeye bağlı anormal dalgalanmalar yaşanabilir. 2011’in son haftasında görünen o ki krize kesin bir çözüm bulunabilmiş değil. Alınan tedbirler ise piyasayı rahatlatmaktan çok uzak. Yeni yıl Avrupa için daha da zor geçeceğe benziyor. Borç sıkıntısı yaşayan ülkeler 2012’de yüksek miktarda refinansmana, yani vadesi gelen borçlarını çevirebilmek için yeniden borçlanmaya ihtiyaç duyacak. Bunun da Euro ve bölge üzerinde büyük baskı kuracağını tahmin etmek güç değil. Bu krizin kısa vadede çözülmesini beklemek de fazla iyimserlik olur. Ancak, çözüme yönelik olumlu adımlar piyasayı zamanla yatıştıracaktır. Öte yandan, Amerika’dan gayet iyi ekonomik veriler gelmeye başladı. Bilhassa istihdam alanında müsbet gelişmeler dikkat çekerken, konut sektöründe de beklentileri karşılayan iyi veriler açıklandığını görüyoruz. Yeni ev satışları kasımda 7 ayın zirvesine tırmandı. 2008’de dünyayı kasıp kavuran krizin konut sektöründen çıktığı hatırlanırsa, buradan gelen verilerin ehemmiyeti anlaşılır. Bunun yanında Amerikan senatosu, tüketim harcamalarını artırabilmek için çalışanlara yönelik vergi indirimlerini 2 ay daha uzattı. Bütün bu gelişmelere rağmen Amerikan ekonomisinin hâlâ kırılgan olduğu da bir gerçek. İtalya yarın 11 milyar Euro’luk tahvil ihalesi düzenleyecek. Tahvil faizleri halen yüksek düzeyde seyrettiği için bu ihale hem İtalya hem de Euro açısından kritik. İhalenin neticesine göre Euro’daki tepki artışı sınırlı kalabilir. İçinde bulunduğumuz günler, hem yıl sonu hem ay sonu hem de son hafta olması sebebiyle önemli. Yatırımcıların bilançolarını kapatırken kâr realizasyonuna gitmeleri, bilhassa Dolar’da bir gevşemeye, diğer para birimlerinde de Dolar karşısında değer artışına yol açabilir. Ancak bu durum, piyasada risk iştahının arttığı mânâsına gelmiyor. Ocak ayı ile birlikte risk iştahında bariz bir düşüş görülebilir, dikkat! 1.3072’yi kırmakta zorlanan Euro için 1.3106 direnci kritik. Bu seviyenin kırılması halinde parite 1.3122-3166 dirençlerine tırmanabilir. İtalya’nın borçlanma ihalesi belirleyici olacaktır. Aşağıda ise 1.3040-3005 destekleri mühim. Paritede görülebilecek sınırlı yükselmelere aldanmamalı. Dolar/TL ise kritik 1.90 seviyesini aşamasa da 1.88’in altına da inemiyor. Düşük işlem hacmi sebebiyle bu hafta 1.87-90 bandında keskin hareketler görülebilir. Ancak bu bant içinde kalması parite üzerindeki baskıyı artırdığından, bir yön tayini yapmaya çalıştığını da kıymetli okuyucularıma hatırlatmak isterim.

Katır Bakır Borsası

BORSA bizde çok yeni diyenler yanılır. Ülkemizde bildim bileli borsa vardır.
En önemlisi de “Katır-Bakır Borsası” Çocukluğumda duyardım. Aklı erenler, eline para geçmiş dostlarına ısrarla tavsiye ederdi. “Aman çarçur etme. Ya bakır al ya katır.” Öyle de yapılırdı. *** Çünki bakır da, katır da önde gelen yatırım araçlarıydı. O yüzden evlerde hep bakır siniler, bakır leğenler, kazanlar, lengerler, çanaklar olurdu. Bakır bolluğu bir varlık göstergesiydi. Katır da öyle. Bu hayvancağız az ile doyar, güç kaybetmez, çok yaşar, kolay kolay da hastalanmazdı. Bakır ve katır…
İstenildiği ân paraya çevrilebilirdi. Hem de kârıyle. ***
Ticaretten, borsadan bu kadar da anlıyorduk yani. Buyurun, hayret edin…
Ev ve toprak satmak ayıptı. Satmaya kalkışanlar bir çeşit beceriksiz, kişiliksiz, hatta utanılacak adam sayılırdı. Nerdeeeenn nereye? Şimdi gazeteler satılık ev, daire ilânlarıyle dolu. Kimse oralı bile değil. ***
Devirler devriliyor, insan değişiyor. Telâkkiler, an’aneler, âdetler tepetaklak oluyor. Ekonomi bizi hem yeniliyor, hem terbiye ediyor. Ve… Yaşanılan zaman ile akortluyor. *** Artık olayları takibe iki göz, iki kulak yetmezleşti. Gazetelere baksanıza. Spora, ekonomiye, cinâyetlere, kazâlara, dış politikaya dörder sayfa ayıran gazetelerde oniki sayfa ilân ve reklâm. Televizyonlarda saat başı iç-dış haberler. Şikâyet mi edelim? Ne münâsebet? Devir böyle istiyor çünki. *** Bakır-katır merakından; bilgisayar, otomobil, arsa, yazlık aramalarına atladık. Türkiye iki nesilde ikiyüz adım attı. Bundan ötesi dünya ile yarıştır. İhracatın büyümesi, yurdun yeşillenip güzelleşmesi, insanımızın her yönde seviyelenmesidir.
Tutturmuşlar bir “Tüketim Toplumu”… Neymiş, durmadan tüketiyormuşuz. İyi ya, demek ki bir o kadar da üretiyoruz. Tuhaflık bunun neresinde? ***
Ona buna bakmayın siz. Hele, “Battık, bittik” türkücülerine kulak asmayın. Onlar bizim özürlü yanımız. Türkiye’de 500 bin özürlü varmış.
Eh, olacak o kadar.

Borsadan elde edilen kazançların vergisi

borsadan-elde-edilen-kazanclarin-vergisi

Enflasyonun düşürülmesi adına mevduat faizleri düşürülünce, bankaların off-shore hesaplarının sakıncaları ortaya çıkınca, dövizdeki kur artışları frenlenince, kamu kağıtlarının faizleri aşağılara çekilince, tek akılcı yatırım aracı olarak borsa kendini gösterdi. Gerçekten, günümüzde en akılcı yatırım aracı, birikimleri borsada değerlendirmek. Göstergeler, borsanın, bir süre daha artış trendi izleyeceğini gösteriyor. Ancak bunun çok uzun süreler alacağını söylemek pek güç. Sürekli yükselen bir istatistiği, hiç kimse beklemesin. Belli ki, borsada oynamak da belli bir bilgi birikimini ve hatta tecrübeyi gerektiriyor. Bu nedenle, gerekli tecrübe ve bilgi birikimi olmayanlar için en akılcı yatırım aracı, yatırım fonlarıdır. Zira menkul kıymetler yatırım fonları, tasarrufçulardan katılma belgesi karşılığında topladıkları paralarla oluşturdukları portföylerini, belli bir kağıda yatırmak yerine, kendi uzmanları aracılığıyla belirledikleri çok çeşitli kağıtlara dağıtarak, kamu borçlanma senetleri ile özel sektör kağıtları arasında karma portföyler oluşturarak riski azaltmaktadır. Burada tasarrufçuya kalan sorun, doğru yatırım fonunu belirlemek. Bunun için de, gazetelerde yer alan fonların getiri oranlarını izlemek ve fonun bileşimi hakkında bilgi sahibi olmak.
BORSADAN KAZANMAK GÜZEL Borsadan doğrudan veya yatırım fonları aracılığı ile kazanç elde etmek, mutlaka güzel bir şey. Ancak burada bir de madalyonun öteki yüzü var. Öteki yüz, vergi. Bizde bu yazımızda, borsadan sağlanan kazançların gelir vergisi karşısındaki konumunu irdelemeye çalışacağız. Borsadan elde edilebilecek kazançların ilki, hiss senedi alım satım kazancıdır. 1999 ila 2002 yılları arasnıda, kişilerin bireysel tasarruflarını değerlendirmek amacıyla aldıkları his sesenetlerini elden çıkarmak suretiyle sağlayacakları kazançları, -bir şartla- gelir vergisinin konusuna girmemektedir. Ancak burada söz konusu olan şart, hisse senedinin edinme tarihi ile elden çıkartma tarihi arasnıda üç aylık bir sürenin geçmiş olmasıdır. Eğer hisse senetlerinin alımı ile satımı arasındaki süre, üç aydan kısa ise, satış kazancı vergiye tabidir. Örneğin kişi bir miktar Arçelik, bir miktar Tofaş hissesi satın aldıysa, bu üç aylık sürenin, bu hisse senetleri için ayrı ayrı hesaplanması gerekir. Ancak kişi, farklı tarihlerde aynı şirketin hisse senetlerinden satın aldıysa, üç aylık sürenin nasıl hesaplanacağı sorun teşkil etmektedir. Örneğin kişi, 5 Ocak’ta beheri 5000 liradan 1000 adet Arçelik hissesi satın aldıysa, 20 Ocak’ta aynı hisse senedinden 6500 liradan 1000 adet daha aldıysa, 30 Ocakta aynı hisse senedinden 1000 adet daha beheri 7200 liradan satın aldıysa ve bu hisse senetlerinin 1800 adedini 18 Nisan’da sattıysa, burada sürenin hesabı zorlaşmaktadır. Zira satılanın hangi tarihte alınan kağıt olduğunu belirlemek zordur. Zira hisse senedi satım emirleri ve saklanması, hisse senetlerinin seri ve sıra numarasına göre yapılmamaktadır. Bu sorunun çözümü için muhtelif çözüm yöntemleri mevcuttur. Ancak uygulamada hangi yöntemin esas alınacağına ilişkin görüşünü Maliye Bakanlığı, henüz açıklamamıştır. Bu nedenle sorunun bu yönü, Maliye Bakanlığının tavrından dolayı belirsizdir.
KÂR ZARAR OLABİLİR Kişilerin yıl boyunca yaptıkları ve üç aylık süre geçmemiş olması dolayısıyla vergiye tabi hisse senedi alım satımlarının hepsi, kâr ile sonuçlanmamış olabilir. Bunların bir kısmı, zararla da sonuçlanmış olabilir. Bu gibi hallerde, vergiye tabi kazanç, kârlı satışlardan sağlanan kârdan, diğer alım satımlar dolayısıyla oluşan zarar düşülerek belirlenecektir. Vergiye tabi kazanç saptanırken, satış bedelinden maliyet bedeli düşülerek hesaplama yapılacaktır. Maliyet bedeli olarak alım fiyatı, her ay için TEFE endeksi kadar arttırılacaktır. Örneğin Ahmet Bey, 10.000 liraya aldığı hisse senetlerini 2 ay sonra 14.000 liraya satmışsa, aylık TEFE endeksi de her iki ayda da % 2,5 ise, satış kazancını hesaplamak için alış fiyatını 2 x % 2.5 = % 5 arttırarak dikkate alacaktır. Bu durumda satış kazancı 14.000 – 10.000 şeklinde hesaplanmayıp, 14.000 – 10.500 olacaktır. Bu arada bir belirsiz sorun da, özellikle aracı kurumlardan kredili olarak alınan hisse senetlerinde, kredi faizlerinin hisse senedinin maliyet bedelinin hesabında nazara alınıp alınmayacağıdır. Maliye Bakanlığı, bu konuyu da belirsiz tutmakta devam etmektedir. Borsadan sağlanan kazançların başında gelen hisse senedi alım satım kazancı, yukarıdaki şekilde vergilendirilmekte. Hisse senetlerinin kâr paylarının vergilendirilmesi ile yatırım fonlarından sağlanan kazançların vergilendirilmesi ise haftaya. Bu konuda gelen soruları da toplu halde haftaya cevaplayacağız.

Borsada ihtimal hesabı

İki sene önce İngiliz Kraliyet Bankası’nı borsada batıran genç bankacı bir söz etmişti: -Bütün ihtimalleri hesap etmiştim, kazananacaktım ama Kobe depremini düşünemedim. Bu söz beni çok etkilemişti. … Türkiye’de borsa deyince büyük kitleler ne olup olmadığına kafa yormadan at yarışı gibi birşey zannediyorlar. Oynadım kazandım. Ya da kaybettim. Büyük spekülatörler dışında borsada günübirlik oynayarak kazanan bir tek kişi tanımıyorum. Hesap kitapla işe koyulan büyükler bizimki gibi derinliği olmayan borsalarda hep kazanırlar. Onlara paralel hareket edebilen (Duyarak ya da tesadüfen) küçükler de kazanır. -Ooo, bu iş güzelmiş deyip şanslarını bir kere daha denemeye yeltenirlerse eldeki avuçtaki de gider. … Bu işi at yarışı gibi değil de şirketlere ortaklık gibi düşünenlerin kaybetme ihtimali yoktur. Birincisi sabahtan akşama zengin olma hayaliniz olmayacak.
İkincisi vadeli paranızı (Misal üç ay sonra iki milyar liralık bir ödemeniz var, üç ay borsada dursun da artsın hesabını yaptığınız para) borsaya yatırmayacaksınız. Üçüncüsü tasarrufunuzun tamanını borsaya yatırmayacaksınız. En önemlisi uzun vadeli yatırımcı olacaksınız.
İmkanınıza göre güvendiğiniz şirketlerinkini üçer beşer alıp bekleyeceksiniz. Hisse senedi çeşidiniz üçü beşi geçmeyecek. Düşüş çıkışlardan, krizlerden, paniklerden etkilenmeyeceksiniz. Ve göreceksiniz en az üç yılın sonunda reel olarak yüzde 200-300 kazanmışsınız. Şöyle düşünün:
997 yılında 10 milyar liralık herhangi bir senetten 30 bin dolarlık alım yapanın bugün 100 bin doları var. (70 bin dolarını alıp ihtiyaçlarını karşılasalar bakiyesi üç beş yıl içinde yine 100 bin doları bulur. Bu yarın belki düşer ama öbürgün mutlaka yükselir. Al sat yapanların ise kazanma şansı yoktur. Belki kısa bir müddet kendi çaplarına göre akıl almaz paraları olur, artırma hırsıyla onu da kaybederler. Bu hep böyle olmuştur. Ben başka hikayeler de biliyorum, diyenler bize de nakletsinler. ….
Yukarıda naklettiğim söz (büyük küçük demeden) borsada kaybedenler ya da kazananlar için değildir. Zaman zaman borsa dışında da büyük kavgalar oluyor. Bazan herşeyi hesap ettiklerini ve kavgadan galip çıkacaklarını zannedenlerin hesap edemediklerle tepetaklak olduklarını görüyoruz. Onlar beni etkiliyor. Anadolu’da bu sözü şöyle özetliyorlar: Herkesin bir hesabı varsa Cenab-ı Hakkın da bir hesabı var.

Borsada Bayram öncesinde kâr amaçlı satışlar

Bayram öncesinde kâr amaçlı satışların etkisiyle kan kaybını sürdüren borsa, geçtiğimiz haftanın son işlem gününde de yüzde 2.24 oranında değer kaybederek, 15 bin 837 puana kadar geriledi. Kâr amaçlı satışlar beklediğimiz bir gelişme olmakla birlikte, politik gelişmeler de piyasayı etkiliyor. Son bir buçuk aylık hızlı çıkışta işlem ağırlığı mali sektör hisselerinde yoğunlaşmıştı. Bu sektör hisselerinde kâr amaçlı satışların olması da beklenen bir gelişme. Diğer taraftan borsada bir düzeltme hareketi olması da gerekiyordu. Kanımızca bu düzeltme gerçekleşti. Borsanın önümüzdeki günlerde de dalgalı seyrini sürdüreceğini tahmin etmekle birlikte, 15 bin 500 düzeyinin altına ineceğini sanmıyoruz. Diğer taraftan politik gelişmelerin önemine de değinmek gerekiyor. Bu günlere değin koalisyon ortaklarının uyumlu bir çalışma düzeni içinde oldukları bir gerçek. Ancak, Abdullah Öcalan konusundaki son gelişmeler borsa çevrelerinde bu uyumun bozulması olasılığına karşın bir kaygı ortaya çıkarmış bulunuyor. Bu kaygının boşa çıkması durumunda piyasa kendi dengelerine oturacaktır. Gelişmeleri izlemek gerekiyor. Bayram öncesinin son gününde yarım günlük süreç içinde işlem hacmi oldukça zayıf olan bono piyasasında bayram sonrası gelişmeler önem taşıyor. Hisse senedi piyasasında olduğu gibi bono piyasasında da politik gelişmeler önem taşıyor. Diğer taraftan Merkez Bankası’nın alacağı tavır da önemli. Merkez Bankası bayram öncesinde yaptığı parayı bollaştırma politikasını sürdürmeyecektir. Bu da faiz oranlarında bayram öncesindeki kadar düşük düzeylerin olmayacağı anlamına gelir. Bayram öncesinde yüzde 5 oranlarını gören repo faizleri, son işlem gününde yüzde 24.68 oranıyla kapanmıştı. Bayram öncesinde 4 bin 500 lira birden artış kaydeden döviz piyasasındaki bu gelişme dış piyasalardaki artıştan kaynaklanıyor. Bayram öncesinde Türk Lirası’na talebin artması nedeniyle hem serbest hem de bankalararası piyasada satış ağırlıklı bir son gün yaşanmıştı. Piyasalarda bayram sürecinin bitmesi nedeniyle döviz piyasası da kendi dengelerine oturacaktır. Önümüzdeki günlerde piyasanın seyri piyasalardaki Türk Lirası ihtiyacına göre belirlenecektir.

Ekonominin en önemli dinamiklerinden biri borsa

1999 yılına hükümetsiz giren Türkiye, yılın ilk ayında hükümetin kurulması ile Brezilya’da yaşanan ekonomik gelişmelerin arasında sıkışıp kaldı. 1998 yılından süregelen global krizin etkileri hâlâ tüm dünya ekonomileri üzerinde etkisini gösteriyordu. Ocak 1999’da Brezilya’daki devalüasyon tedirginliği tüm gelişmekte olan piyasaları etkisi altına almıştı. Türk yatırımcısı da bu gelişmelerden olumsuz etkilendi ve ardından gelen Standart & Poors’un Türkiye’nin notunu düşürdüğü açıklaması ile borsa da satış yönüne geçti. Yıla 2 bin 597 puandan başlayan endeks, Ocak ayı sonunda 2 bin 568 puana gerilemişti. Şubat ayının ortasında Türk halkının uzun zamandan bu yana beklediği bir gelişme yaşandı ve bölücübaşı Öcalan yakalandı. Bölücübaşının Ecevit hükümeti döneminde yakalanmış olması, piyasaların Nisan seçimlerinde Ecevit’in başarılı olacağı beklentisini artırdı. Bu da yavaş yavaş uygulamaya konulan ekonomik uygulamaların seçim sonrası hükümetinde de devam edeceği beklentisini güçlendirdi. Uzun zaman gündemde kalan Bankacılık Kanunu ile ilgili beklentiler yine Şubat 1999’un da önemli beklentileri arasında idi. Şubat ayında yılsonu kâr beklentileri ve Öcalan’ın yakalanması ile oluşan olumlu hava, endeksi 3 bin 890 seviylerine kadar taşıdı. Mart ayının gündeminde 18 Nisan seçimleri ve bu seçimlerin sonuçları vardı. Ancak geçici olmasına ve bir ay sonra seçime gidilecek olmasına rağmen, Ecevit hükümetinin ciddi çalışması ve önemli ekonomik kararlara imza atabilmiş olması endeksteki yükselişin ana nedeni oldu. Endeks Mart ayını da yükselerek 4 bin 554 seviyelerinde kapadı. 18 Nisan seçimleri sonuçları itibarı ile herkes açısından sürpriz oldu. Birinci partinin DSP olması doğal karşılanırken, bir önceki Meclis’te barajı aşamadığı için sandalyesi bulunmayan MHP ikinci parti olmayı başardı. Piyasalar seçimin ardından hemen bir anlamda hükümeti kurdular ve adını DSP-MHP-ANAP koalisyonu olarak koydular. Bu da yılın ilk aylarındaki performansı ile DSP, denenmemişliği ve yıpranmamışlığı ile MHP ve ekonomi kadrosu en güçlü olan ANAP ile piyasa tarafından olumlu karşılanan bir koalisyon senaryosu oldu. Bu da endeksi Nisan sonunda 5 bin 354 puan seviyelerine kadar taşıdı. Ancak yatırımcılar hükümet senaryosunun çok da kolay gerçekleşemeyeceğini gördüler ve Mayıs ayında bir miktar satışa geçtiler.
BAMBAŞKA BİR İKİNCİ YARI Endeks 5 bin 69’a gerilerken, hükümetin kurulmuş olmasına rağmen gerilemesini Haziran ayında da sürdürdü ve yılın ilk yarısını 4 bin 950 puandan kapadı. Kurulmasının hemen ardından hükümet ekonomideki gidişin iyi olmadığı gerçeğini çok çabuk fark etti. Yabancı sermaye akışını sağlayabilmek amacıyla uluslararası tahkim yasasını çıkardı. Bu Türkiye’de yatırım yapan yabancı kuruluşların herhangi bir ihtilafa düşmeleri halinde uluslararası mahkemelere başvurma hakkını sağlıyordu. Bu henüz gelişmekte olan enerji, telekomünikasyon gibi sektörlere yabancı fonların gelebilmesi için atılmış uzun vadeli ve önemli bir adımdı. Temmuz ayında endeksin yönünü yukarı çeviren ve endeksi 5 bin 805 puana taşıyan bu yasanın çıkarılması oldu. Ancak ardından Türkiye açısından son yılların en büyük felaketi olan 17 Ağustos İzmit depremi yaşandı. Bu Türkiye açısından insani boyutunun yanısıra ekonomik boyutu da olan bir felaket idi. Depremin Türkiye’nin en fazla sanyileşmiş bölgesinde gerçekleşmesi ve Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından biri olan Tüpraş’a verdiği hasar bir anda moralleri bozdu. Endeks Ağustos ayını düşüşle ve 5 bin 18 puanla kapadı. Eylül ayı yabancı ülkelerin, Dünya Bankası’nın ve IMF’nin yardım taahhütleri ile depremin ekonomik yaralarının hızla sarılabileceği inancının güçlendiği bir ay oldu. Ardından Türkiye açısından kanayan bir yara olan Sosyal Güvenlik Reformu yasalaştırıldı. Bu yasa ile emeklilik yaşı yükseltildi. Sosyal Güvenlik Reformu’nun çıkarılması hükümetin IMF ile bir anlaşma yapma istek ve niyetinin ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha kanıtladı. Eylül ayı sonuna gelindiğinde endeks 6 bin 71 puan seviyelerine yükselmişti. Ekim ayında da özellikle IMF yetkililerinden gelen umut dolu açıklamalar pembe tablonun devamını sağladı ve endeks 6 bin 556 puan seviyelerine kadar yükseldi. Kasım ayına gelindiğinde ise bu kez sahneye ABD Başkanı Bill Clinton çıktı. İstanbul’da yapılan AGİT zirvesinde, Bill Clinton’ın 2000’li yılların Türkiye’siz inşa edilemeyeceği yönündeki açıklamaları bir anda tüm dikkatleri bir kez daha Türkiye’nin üzerine çevirdi.
YABANCILAR IMF’YE GELDİ Kasım ayı uzun zamandan bu yana hareketsiz kalan yabancı yatırımcıların İMKB’ye gelmeye başladığı ay oldu. Endeks yılsonuna kadar sürecek rekorlar serisine Kasım ayında başladı. Endeks Kasım ayını 8 bin 459 puandan kapadı. Helsinki zirvesinden çıkan Türkiye’nin AB üyeliği için aday olduğu kararı, Bankalar Kanunu’nun Meclis’ten geçirilmesi, deprem vergisi, Moody’s ve Standart & Poors’un Türkiye’nin ekonomik görünümünü “durağan”dan “olumlu”ya çevirdiğini açıklaması ve nihayetinde IMF anlaşmasının imzalanması Aralık ayının en önemli başlıkları idi. Alternatif yatırım araçlarının cazcibesini yitirmesi de bu başlıklara eklenince endeks rekor üstüne rekor kırdı ve yılı 15 bin 208 puandan kapadı. Bu borsa endeksinin yıllık getisinin yüzde 486 olarak gerçekleşmesi anlamına geliyordu.

Borsa rekora doymuyor

Bankacılık yasasının çıkarılması ve bu yasanın aslında uzun vadede Türk bankacılık sisteminde önemli olumlu gelişmeler yapacağına inanılması ve ardından gelen IMF ile imzalanan stand-by anlaşması, İMKB’de geçen haftaki yükselişin mimarları oldu. Haftaya 13 bin 206 puandan başlayan endeks, Pazartesi günü 13 bin 433 puana kadar yükseldi. Ancak genel olarak yatırımcılarda bir tedirginlik vardı. Bunun en önemli nedeni, bankacılık yasasının ve 5 bankanın Mevduat Sigorta Fonu’na devredilmesinin piyasada nasıl yorumlanacağı yönünde endişelerdi. Nitekim haftanın ilk günü bankacılık hisselerinde ciddi satışlar yaşandı. Salı günü de yatırımcılardaki tedirginlik sürdü. Endeks sanayi hisselerindeki yoğun talebin etkisiyle Salı gününü sadece 46 puan yükseldi ve günü 13 bin 479 puandan kapadı. Çarşamba günkü alımlarla endeks 13 bin 583 puana kadar yükseldi. Bu arada yavaş yavaş bankacılık yasası da analiz edilmeye başlamıştı. Ancak Perşembe günü bankacılık operasyonunun bitmediği yönündeki söylentiler piyasayı rahatsız etti. Endeks 13 bin 428 puana kadar geriledi. Ancak Perşembe akşamı seanstan sonra uzun zamandan bu yana beklenen IMF ile stanb-by anlaşması imzalandı ve endeks Cuma günü bir rekora daha imza atmış oldu. Endeks yaklaşık bin puan yükselerek 14 bin 404 puan seviyelerine ulaştı. Bunda hiç kuşkusuz İMKB endeksinde en fazla ağırlığı olan İş Bankası (C) hissesinin yüzde 16’lık değer artışlı önemli bir rol oynadı. BONO PİYASASI SIKIŞIK Bir önceki hafta yüzde 45 seviyelerine kadar gerileyen bono bileşik faizleri geçen hafta oldukça sıkışık bir seyir izledi. İşlemlerin giderek azaldığı piyasalarda faizler yüzde 45 ila yüzde 47 aralığına sıkıştı. Haftaya yüzde 47 ile başlayan faizler IMF stand-by anlaşması ve bankacılık operasyonları ile yüzde 45 seviyelerine geriledi. Geçtiğimiz hafta ayrıca Merkez Bankası’nın döviz satarak piyasadan TL çekmesine karşılık piyasayı yeterli miktarda fonlamaması ve vergi ödemeleri nedeniyle piyasada likidite sıkışıklığının sürmesine neden oldu. Piyasadaki ciddi likidite sıkışıklığı ise repo oranlarının yüksek seyrini sürdürmesine neden oldu. Repo oranları geçtiğimiz hafta boyunca yüzde 67-72 aralığında gerçekleşti.

Borsada kâr satışları başladı

Önceki gün 104 puan artış kaydederek 13 bin 583 puanla kapanan endeks, dünkü kâr satışlarıyla geriledi. Piyasa önceki gün 14 bin 119 puana kadar çıkarak buradan geri döndü. Bir anlamda 14 bin 119 puanın üzerine çıkılması denenmiş olurken bu puan düzeyinde direnç oluşturmuş bulunuyor. Dün ilk seansı 13 bin 492 puanla kapatan endeksin yükselişini sürdürebilmesi için önceki gün oluşan 14 bin 119 puan dolayındaki direnci aşması gerekiyor. Ancak işlem hacminin yetersiz kalması şimdilik bu direncin aşılmasını engelliyor. Piyasaya yeniden taze para girişi olana kadar düşüşün sürmesi beklenebilir. Para girişinin durmasının temel nedenleri olarak, yılbaşının yaklaşmakta olması nedeniyle, yabancı yatırımcıların piyasadan çekilmesi ve 2000 yılı sorununa ilişkin endişeler sayılabilir. Bu veriler ışığında düşük hacimli gevşeyen borsa endeksi dünkü ikinci seansta 13 bin 314 puana kadar geriledikten sonra günü, önceki güne göre 155 puanlık bir kayıpla, 13 bin 428 puanla kapattı. Dün gün boyu oluşan toplam işlem hacmi ise 337.1 trilyon lira. İşlem hacminin düşük seyretmesi endeksin dengeli bir düşüş izlemesi anlamına geliyor. Borsadaki düşüşün önümüzdeki hafta başına değin sürmesi beklenmelidir. 12 bin 500 puanlara kadar düşmesini beklediğimiz borsada bu puan düzeyleri alım için iyi bir fırsat oluşturuyor. Piyasalardaki likidite sıkıntısı olanca şiddetiyle sürerken repo faiz oranları yüzde 93 düzeyine kadar yükseldi. Bankalarla ilgili işlemlere karşılık sakinliğini koruyan bono piyasasında ise faiz oranlarında önemli bir değişim olmadı. Piyasanın en çok işlem gören kağıdı olan 23 Ağustos 2000 vadeli bononun faizi kapanışta yüzde 46.35 düzeyindeydi. Ancak bugün valörlü işlemlerde faiz oranlarının aşağı doğru indiği gözlendi. Bankalar üzerindeki işlemler konusunda hükümetin kararlı tutumu ve bunun stand-by öncesinde gerçekleşmesiyle, piyasada geleceğe ilişkin beklentiler daha da iyimser bir duruma gelmiş bulunuyor. Piyasada likidite sıkıntısına bağlı olarak repo faizleri yüksek seyredecektir. Buna karışlık bono piyasasında yılbaşına kadar önemli bir hareket beklemiyoruz.

Borsa geriliyor

Önceki gün 12 bin 911 puana yükselerek yeni bir rekora daha imza atan borsa, dün kâr satışlarıyla 12 bin 64 puana geriledi. Hızlı çıkışın ardından beklenen düzeltme hareketi olarak nitelediğimiz kâr amaçlı satışlar endekste gerilemeye neden olduysa da piyasa yükseliş çizgisini sürdürüyor. Piyasanın bu düzeylerde bir süre soluk alması gerekli. Bu nedenle, endişelenecek bir durum görmüyoruz. Ancak, mali sektör hisselerini olumsuz etkileyen dünkü gelişmeler bugün de bu sektör hisselerindeki satış baskısını sürdürebilir. Bankacılık yasa tasarısının piyasada kuşkulara yol açmasıyla birlikte başlayan satışların bugün de sürmesi beklenmelidir. Buna karşılık, borsada ciddi düşüşler beklemiyoruz. Bunun dışındaki göstergeler olumlu ve piyasaya taze para girişi sürecek. Endeksteki gerilemeler alım için fırsat olarak değerlendirilebilir.
Geçtiğimiz haftaya göre, piyasalarda likidite sıkıntısının daha az duyulması nedeniyle repo faiz oranları önceki gün yüzde 75 düzeylerine geriledi. Dün de faiz oranlarında önemli bir artış kaydedilmeyen repo faiz oranları gecelik yüzde 76.45 düzeyindeydi. Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası’nın para ve kur politikalarının yanısıra Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği için aday ülkeler arasına alınması kararının etkisiyle, faiz oranları yüzde 45’e kadar gerileyen Bono piyasasında ise dar alandaki dalgalanma sürüyor. Haftanın ilk günü yarım ile bir puan kadar artış kaydedilen bono faizleri dün de hafif yükseldi. En çok işlem gören 23 Ağustos 2000 vadeli bono yüzde 48.69 faiz oranıyla günü kapatırken bugün valörlü işlemlerde oranlar yüzde 49’u aştı. Bono faizlerinin yüzde 45 ile yüzde 50 aralığında düşük hacimli olarak dalgalanmasını bekliyoruz.
Döviz piyasasında ise piyasada dengeli bir durum egemen. Önceki gün Merkez Bankası’nın müdahale etmediği piyasada Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta para ve kur politikasını açıklamasıyla başlayan satışlar azalıyor. Kısa vadede ise döviz talebinin artmasını beklemiyoruz. Çünkü politikalar Türk lirasının değerlenmesi yönünde oluşturulmuş bulunuyor.

Borsa kazandırıyor

Ülkedeki son gelişmelere ilk tepkiyi gösteren borsa coştu. Yabancı yatırımcının gelmesiyle beraber rekor üstüne rekor kıran borsa, talebi karşılayacak ürün sunmakta zorlanıyor. Yatırımcı kağıt buldu mu kapıyor. Endeksteki devâmlı yükselişten dolayı kimse hisse satmak istemiyor. Yatırımcı oburlaştı: 2 sene önce koptuğu yerden koşmaya başlayan borsa tabağında ne bulursa süpürüyor. İhlas, İş ve Nurol gibi 3 dev gayrimenkul yatırım ortaklığının bu dönemde borsaya girmesi taze bir kan oldu. Fakat, talebi böyle birkaç enstrümanla karşılamanın imkânı yok. Faizlerde yüzde 30’ları bulan düşüşler yaşanıyor. Repo biraz ayak diretiyor ama yakında o da boyun eğmeye mahkûm. Dövizin ise havası hiç yerinde değil… Önümüzdeki günlerde stand-by anlaşmasıyla birlikte faizlerdeki düşüş bir daha hızlanacak ve borsaya talep daha da artacak. Şimdi bir senedir bir türlü halka açılamayan şirketlerin vakit kaybetmeden borsaya gelmeleri gerekiyor. Finans sıkışıklığını aşmak isteyen firmalar için büyük imkân doğdu. Bono ve faizdeki paraların da önümüzdeki günlerde borsaya geleceğini düşünürsek; talebin tahmin edilemeyecek kadar büyüyeceğini söylemek mümkün.
4 DOLARA KOŞUYOR Banka ve hizmet sektöründeki şirketlere ilgi, borsanın küçüldüğü dönemlerde bile sürdü. İhlas, Sabancı, Koç, Eczacıbaşı, Doğan Holding gibi ekonominin önde gelen kuruluşları zaten hep zirvede idi. Yine öyle olacak. Ancak bu arada, uzun vadeli yatırım yapmak isteyenlere, hisse senetleri çok aşağılarda dolanan şirketlere ait kağıtlara yatırım yapmaları (her zaman çürük ürün olabileceğini gözardı etmeden) tavsiye edilir. Kısa vadeli oynayanlar için ise yine bildik kağıtlara girip, çıkmak en kârlı yatırım gibi görünüyor. Borsa biraz istikrar görünce endeks hemen 2 doları devirdi. Halka açılmalar borsaya beklenen kanı verebilirse endeks 3 doları, ardından da 4 doları peş peşe devireceğe benziyor.
10 AY Borsadaki bu çılgınlık 10 ay böyle gideceğe benziyor. 2000’in sonunda Türkiye ekonomisi şöyle geriye dönüp bir bakacak. Yapılanlar başarılı ve istikrar devam ediyorsa 2001’e de aynı moralle girecek. İşte ardına dönüp bakmadan gideceği 10 ayda borsa coştukça coşacak. Yatırımcının bu dönemi iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bono yatırımı cazibesini tamamen kaybetmez ama dövizden farkı kalmıyor. Risk az, kazanç az. Borsa ise öyle değil. Ne gelirse satılacak, ne bulursa satın alacak.
YA ÖZELLEŞTİRME
Bu olay tren kazanına kömür atmaya benziyor. Her kürek kömür biraz daha enerji veriyor. Ardından da uçuş geliyor. Bu arada devletin özelleştirme programını hızlandırması gerekiyor. Türkiye’de ekonomik istikrarın gelmesi için kamunun küçülmesi gerekiyor. Borsa özelleştirmenin de önünü açacağa benziyor. Moral değerler önemli. Kamunun da, özel sektörün de bu rüzgarı iyi yakalaması ve geçmişteki beklemeleri telafi etmesi lâzım.

Yatırımcının tek adresi borsa

Geçtiğimiz haftanın sonuna doğru, Merkez Bankası’nın üç yıllık para ve döviz kuru politikalarına ilişkin açıklamalarıyla ivmelenen borsa Helsinki zirvesinden çıkar kararların etkisiyle daha da ivmelendi. Helsinki’den Türkiye’ye adaylık statüsü tanıyan kararın çıkmasının da etkisiyle geçtiğimiz haftayı 11 bin 468 puanla kapatan borsada işlem hacmi de 615 trilyon liraya çıkmış bulunuyor. Yabancı alımlarının da arttığı borsada uzun vadede sert çıkışlar yaşanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken uzun vadede giren sıcak paranın birdenbire çıkma olasılığıdır. Asya ülkelerinde yaşanan bu durumun Türkiye’de de yaşanma olasılığı bulunuyor. Ancak şimdilik böyle bir sorun sözkonusu değil. Diğer taraftan, piyasalarda adaylık konusu da bir süre değerlendirilecektir. Döviz kuru sepetinin çok aşağıda kalması borsayı seçeneksiz bırakıyor. Helsinki’den Türkiye’ye adaylık statüsü çıkmasının ardından piyasada beklenti IMF ile yapılacak stand by anlaşmasıdır. Bunun da gerçekleşme olasılığı çok yüksek gözüküyor. İkibin yılına kadar hisse değişimi ve kâr amaçlı satışlarla küçük dalgalanmalar yaşansa da piyasada sert bir düşüş beklemiyoruz. İkibinde yatırımcının tek adresi olarak borsa görünüyor. Türk lirası sıkışıklığı nedeniyle repo faiz oranları yüzde 80 düzeylerine tırmanmasına karşılık, bankaların dolar satışı yoluyla Türk lirası sağlamaları, oranı yüzde 65 düzeyine geriletti. Buna karşılık bono faizlerinde 10 puana varan düşüşler kaydedildi. Merkez Bankası’nın para ve kur politikasının olumlu karşılandığı bono piyasası geçtiğimiz haftayı yüzde 45 düzeyine gerileyen oranlarla kapattı. Önümüzdeki günlerde faiz oranlarının bu düzeylerde bir süre kalmasını bekliyoruz. Merkez Bankası para programında yıllık döviz kur artışının açıklanmasıyla birlikte satışların arttığı döviz piyasasında önümüzdeki günlerde de satışlar sürecektir. Bunun en önemli nedeni ise Türk lirası sıkışıklığı nedeniyle repo faiz oranlarının yüksekliğidir. Diğer yandan pozisyon kapatmaların çoğunun gerçekleşmiş olması da satışların süreceğini teyit ediyor.

Borsa yeniden yükselişte

Önceki gün, beklenen düzeltmeyi yaşayan borsa, dün ilk seansta önceki günkü kapanışa göre 473.33 puan artarak, 10,322.94 puana ulaştı. İkinci seansta da yükselişini sürdüren endeks dün günü 10 bin 366.75 puanla kapatarak yeni bir rekora daha imza attı. Piyasalarda IMF ile stand by anlaşmasına kesin gözüyle bakılmasının yanı sıra 5.2 milyar dolarlık özelleştirme hedefinin gerçekleşebilir bulunması, morallerin daha da yükselmesine ve endeksin yeniden 10 bin puanın aşılmasına neden oldu. Piyasada moral artırıcı etkenlerden biri de uluslararası tahkimle ilgili olarak uyum yasalarının da meclisten geçmesine yönelik beklentinin güçlenmesidir. Önümüzdeki günlerde, Helsinki zirvesinden olumsuz bir sonuç çıkmaması durumunda, borsada senet bazında hareketlere dönülecektir. Endeks var olan düzeylerini koruyarak daha yukarı doğru hareket edecektir. Ancak kâr amaçlı satışların geleceği de unutulmamalıdır.
Piyasadaki Türk lirası ihtiyacı nedeniyle önceki gün yüzde 82 oranlarına tırmanan endeks dün yüzde 79.84 düzeylerinde kapanış yaptı. Bonoda ise önceki gün yerinde sayan faiz oranları dün bir miktar gerileme kaydetti ve piyasada en çok işlem gören 23 Ağustos 2000 vadeli bononun faiz oranı yüzde 52.52 düzeyinde kapandı. Bugün valörlü işlemlerde de gerilemesini sürdüren bono faizlerinin gelişmelere bağlı olarak gerilemesini sürdüreceğini tahmin ediyoruz. Önceki gün sakin bir gün geçiren döviz piyasasında Türk Lirası ihtiyacına bağlı hareketlerin yanı sıra dış piyasalar da etkili olacak. Piyasada bu ayın ikinci yarısından sonra bilanço kapamaya yönelik alımlar da bekleniyor.

Borsanın alternatifi yok

Hatırlanacağı üzere bir önceki hafta Cuma günü endeks bir önceki gece çıkarılan şok vergi yasası ile 7 bin 994 puan seviyelerine kadar gerilemişti. Geçtiğimiz hafta pazartesi günü de borsa güne satışlarla başladı. Özellikle banka hisselerine gelen yoğun satışlar endeksin gerilemesine neden oldu. Pazartesi günü dikkat çeken en önemli nokta, alışların mali sektör hisselerinden sanayi hisselerine kayması idi. Pazartesi günü banka hisselerindeki satış ağırlığına reğmen, sanayi hisselerindeki alımların etkisiyle endeks günü cuma gününün üzerinde 8 bin 105 puandan kapadı. Salı günü ise uzun zamandan bu yana kredi derecelendirme kuruluşlarından beklenen açıklamalardan biri geldi. Dünya standartlarında önemli bir yere sahip olan derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin ekonomik görünümünü “durağan” dan “olumlu”ya çevirdiğini açıkladı. Moody’s’in mevcut şartlar altında önümüzdeki altı ay içinde Türkiye’nin kredi notunda bir derecelik bir yükseliş yapabileceklerini ve Türkiye ekonomisindeki iyiye gidişin sürdüğünü açıklaması ile birlikte moraller tekrar düzeldi ve borsada çılgın alımlar yeniden başladı. Endeks salı günü 8 bin 459 puana kadar yükselirken, işlem hacmi de 325 trilyon TL’ye ulaştı. Salı günü de dikkat çeken yatırımcıların yine de banka hisselerine karşı tedbirli davranışları idi.
MERRILL LYNCH DESTEĞİ Çarşamba günü bu kez de Merrill Lynch’den bir açıklama geldi. Merrill Lynch, İMKB’nin 2000 yılında en yüksek getiri potansiyeline sahip beş borsadan biri olduğunu açıkladı. Bu açıklama da borsada alımların gelmesine neden oldu. Endeks 8 bin 776 puana kadar yükseldi. Perşembe günü de devam eden alımlar endeksin rekor kırmasına neden oldu. İMKB endeksi 9 bin 212 puana yükselirken, işlem hacmi de 509 trilyon ile oldukça yüksek seviyelere ulaştı. Cuma günü inişli çıkışlı geçen seanslara rağmen endeks yeni bir rekora daha imza attı ve 9 bin 408 puandan kapandı. Gün içinde yaşanan kâr realizasyonlarının sebebi akşam açıklanacak olan enflasyon datalarına ilişkin bazı yatırımcıların tedbirli davranma isteği idi. Bir önceki hafta sonunu biraz şaşkınlık, biraz da şok durumunda geçiren yatırımcılar, aslında Türkiye için resmin çok da bozulmadığına hatta uzun vadede oldukça önemli adımlar atıldığı sonucuna vardılar. Son aylarda rekor üstüne rekor kıran İMKB geçtiğimiz hafta da önemli bir rekora imza attı ve hisse senedi yatırımcılarının bir haftalık getirisi yüzde 17.7 seviyelerine ulaştı.
FAİZLER GİTTİ, GELDİ Deprem vergisinin çıkmasıyla bir günde 20 puan artan ve kelimenin tam anlamıyla şoka giren para piyasalarında düşük işlem hacimli ve satış yönündeki işlemler Moody’s’in açıklaması ve Hazine’nin 15 Ocak’az kadar iç borçlanma ihalesi açmayacağını kesin bir dille belirtmesi sonuucunda alım yönüne döndü. İç borçlanmayı gerekirse halka arz yöntemi ile yapacağını açıklayan Haizne’nin kararlı tutumu, faizlerin yükseliş seyrine gireceğine inanan piyasanın yönünü çevirdi. Tabii ki, yurt dışında satılan 500 milyon euroluk tahvil borçlanması tutarının Hazine’nin kasalarına yatırılması en büyük borçlanan konumundaki devletin borç veren bankalara karşı sağlam durmasında önemli bir etkendi. Neticede yüzde 80’li oranlarla haftaya başlayan bono faizleri haftayı gelen alımlarla yüzde 70 seviyesinde kapattı.
ENFLASYONDA OLUMLU SİNYAL
Cuma akşamı açıklanan enflasyon rakamları piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti. Kasım ayı itibariyle yıllık TÜFE yüzde 64.6 ile geçen yılın aynı dönemine göre 8.2 puan, TEFE ise yüzde 56.3 ile 2.3 puan düşük olarak açıklandı. TÜFE ile TEFE arasındaki farkın kapanıyor olması, ekonomistlerce olumlu algılandı. Bu rakamlarla hükümetin enflasyon hedefini tam olarak tutturamasa da önemli bir sapma meydana gelmeyeceği görülmüş oldu.

Borsadan iki rekor daha

Borsa, vergi depreminin ardından kendisini çabucak toparladı. Uluslararası puanlama kuruluşu Moddy’s’in, IMF ile stand by anlaşmasının imzalanmasına kesin gözüyle bakıldığı bir sırada, Türkiye’nin görünümünü durağandan olumluya çevirmesiyle piyasada moraller yükselerek alımlar artmaya başladı. Önceki günü 8 bin 776 puanla kapatan endeks, dün de çıkışını hızlanarak sürdürdü ve 9 bin puan sınırını aştı. Bir diğer uluslararası derecelendirme kuruluşu olan Standard and Poors’un da Türkiye’nin görünümünü olumluya çevireceği beklentisinin de yoğun olmasının yanı sıra, hükümetin, belirlenen ekonomik hedeflerine göre ocak ayında devalüasyon hızını yüzde 1.5 puan düzeyine indirmesi ve faizlerdeki gerileme beklentisi de borsayı çekici kılan unsurlar arasında bulunuyor. Bu görünüm altında dün borsada hem puan hem de işlem hacmi rekoru kırıldı. İşlem hacmi 509.5 trilyon lira düzeyine yükselirken, endeks dün günü 9 bin 211.81 puanla kapadı. Piyasa açısından olumlu veriler halen etkisini sürdürüyor. Bu nedenle, borsanın canlılığının önümüzdeki günlerde de süreceğini söyleyebiliriz. Ancak her hızlı çıkışın ardından gelebilecek kâr satışlarını da unutmamak gerekiyor. Bugün endeksin 9 bin 500 puanı zorlamasını bekliyoruz. Ancak açıklanacak enflasyon rakamları piyasanın hareketini etkileyecektir.
Piyasalarda esen iyimser hava bono piyasasında da faiz oranlarının gerilemesini sağladı. Bono piyasasında en çok işlem gören 23 Ağustos 2000 vadeli kağıdın faizi yüzde 70.79 oranına kadar gerilemiş bulunuyor. Piyasada iyimser havanın etkisini sürdürmesine karşılık, repo faiz oranları yüksek seyrini koruyor. Bono faizleri bugün açıklanacak olan enflasyon rakamlarına göre yön değiştirebilir. Ancak repo faiz oranları yüksek seyredecek. Döviz piyasasında özel kesim maaş ödemelerine bağlı olarak serbest piyasa daha canlı bir görüntü sergilerken, dün bankaların döviz satışları vardı. Merkez Bankası bankalararası piyasada yaşanan satışları alım müdahalesiyle karşıladı. Serbest piyasada bugün de belirli bir canlılık olmasını bekliyoruz.

Powered by WordPress